Gulf Pulse

Suudilerin artan askeri harcaması ABD’nin yüzünü güldürmüyor

By
p
Article Summary
Suudi Arabistan’ın askeri harcamaları artmış olsa da ABD şu an bundan fayda sağlamıyor. Masada büyük silah anlaşmaları yok. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Dünyanın üçüncü büyük savunma bütçesine sahip olan Suudi Arabistan’ın askeri harcamaları geçen yıl neredeyse 70 milyar dolara ulaştı. Bundan daha fazlasını sadece ABD ve Çin harcadı. Ancak bu sürdürülebilir bir harcama seviyesi olmadığı gibi krallığın ekonomik reform iddiasıyla da bağdaşmıyor. Öte yandan Suudiler bugün Beyaz Saray’ın en iyi müşterileri arasında da yer almıyor.

Ülkelerin savunma harcamaları konusunda güvenilir bir kaynak olan Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne (SIPRI) göre Suudi Arabistan’ın askeri harcamaları 2017 yılında 69,4 milyar doları buldu. Bu rakam, 2016’ya göre yüzde 9,2 oranında artış anlamına geliyor ve ülkenin milli gelirinin yüzde 10’una tekabül ediyor. Suudilerin savunma harcamaları 2015 yılında 90 milyar dolara çıkmıştı ama petrol fiyatları düşünce bu rakam 2016’da yüzde 30 azaldı. Petrol fiyatlarının bu yıl yeniden yükselişe geçmesi Suudi bütçesine katkıda bulunacak fakat bu yükseliş, bütçeyi denkleştirmek ve pahalı silahları karşılamak için ihtiyaç duyulan seviyenin hâlâ çok altında.

Suudi Arabistan’ın Orta Doğu’daki rakipleri krallığın savunma harcamalarına yaklaşamıyor bile. İran’ın 2017’deki harcaması 14,5 milyar dolar seviyesindeydi. İsrail ise savunmaya 16,5 milyar dolar harcadı, ayrıca Amerikan vergi mükelleflerinden 3,1 milyar dolarlık askeri yardım aldı. Üç ülke de masraflı vekâlet savaşlarının içinde ama Suudilerin Yemen’deki savaşı hiç kuşkusuz ki en masraflı olanı. Krallık savaşın maliyetini açıklamasa da aylık harcamanın 3 ila 5 milyar dolar arasında olduğu tahmin ediliyor.

Hükümet harcamalarındaki kargaşa ve şeffaflık eksikliği nedeniyle SIPRI bazı Arap devletlerinin savunma harcamaları konusunda rakam vermiyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bu açıdan özellikle karanlık bir delik. Afrika’da ise Cezayir yaklaşık 10 milyar dolarlık harcamayla başı çekiyor.

Başkan Donald Trump’ın canı sıkılabilir ama Suudiler son dönemde ABD’den büyük silah alımları yapmıyor. Trump, geçen yılki Riyad ziyaretinde Suudilerle 110 milyar dolarlık bir silah paketinde anlaşma sağlandığını söylemişti. Aslında bu paketin hiçbir kalemi kesin karara bağlanmamıştı. Mart ayında Suudi Veliaht Prensi ve Savunma Bakanı Muhammed Bin Selman’ı kabul eden Trump, Oval Ofis’te kameraların önünde yaptığı açıklamada Amerikan silahlarına sadece “fındık fıstık parası” harcadıkları için prense fırça attı. Yemen savaşı nedeniyle mühimmat ve yedek parça tedarikleri devam ediyor ama yeni ve büyük platform satışları askıda. Bunlar Kongre’de tartışma yaratacak.

Barack Obama dönemiyle kıyaslandığında ortada sarsıcı bir tezat var. Obama sekiz yıllık görev süresi boyunca Suudilere 112 milyar dolarlık silah sattı. 2009’da yapılan tek bir anlaşmanın değeri 60 milyar doların üzerindeydi. Obama Suudi Arabistan’ı bölgesel meselelerde elini taşın altına sokmamakla eleştiriyordu ama silah satışlarına gelince Trump en azından şimdilik Obama’nın çok gerisinde.

Suudilerin 48 adet Eurofighter Typhoon savaş uçağı için 7 milyar dolarlık bir anlaşmayı tamamlamak üzere olduğu söyleniyor. Anlaşma, Prens Muhammed’in Washington’a gitmeden önce yaptığı Londra ziyareti sırasında İngiliz hükümeti tarafından teşvik edildi. Konu İngiltere’de büyük tartışmalara neden oldu. İşçi Partisi Yemen savaşı sürdükçe Suudilere silah satışlarını engellemeye kararlı. Anlaşma henüz tamamlanmış değil. Muhammed bahar aylarında gittiği İspanya’da da beş savaş gemisinin pazarlığını yaptı. Ancak 1,8 milyar dolar tutarındaki bu anlaşma da tartışma yarattı ve henüz sonuca bağlanmış değil.

Bu arada ABD’nin İran’la imzalanan Ortak Kapsamlı Eylem Planı’ndan çekilmesi üzerine Suudi Arabistan İran’ın nükleer silah peşinden gitmesi halinde kendisinin de aynı yolu izleyeceğini ilan etti. Bu diklenmenin bir amacı Batılı ülkeleri İran’a karşı harekete geçirmek için baskı oluşturmak.

Ancak Suudi Arabistan bu konuda ciddiyse gözler Pakistan’ın nükleer silahlarına çevrilecek. İki taraf, Suudi Arabistan’ın istemesi halinde Pakistan’ın ona nükleer bomba vereceği konusunda anlaştıklarına dair yıllardır imalarda bulunuyor. Suudiler birkaç yıl önce Çin yapımı orta menzilli balistik füzelerini halka gösterirken spekülasyonları körükleyen geçidin en flaş konuğu Pakistan genelkurmay başkanıydı.

Ancak ikili ilişkiler Yemen savaşı yüzünden fazlasıyla soğudu ve bu da bahsi geçen söylentilerin inandırıcılığını zayıflattı. Pakistan parlamentosu 2015’te Yemen’deki Suudi koalisyonuna asker göndermeyi oy birliğiyle reddetti. Al-Monitor’da daha önce aktarıldığı gibi son dönemde ilişkiler bir nebze ısındı ama nükleer silah şöyle dursun konvansiyonel ihtiyaçlarda bile Suudi Arabistan Pakistan’ın askeri desteğine bel bağlayamaz.

Suudi Arabistan açıkça nükleer silahtan bahsederek nükleer enerji hedeflerini de baltalıyor.

Suudilerin Vizyon 2030 programında yerli savunma sanayinin geliştirilmesi ve silah konusunda dışa bağımlılığın azaltılması öngörülüyor. Çoğu gözlemciye göre Suudiler bu hedeflere ulaşmakta oldukça zorlanacak.

Asıl soru ise şu: Bu kadar harcamanın Suudilere nasıl bir getirisi oluyor? Prens Muhammed Yemen savaşını üç yıl önce Kararlı Fırtına Harekâtı adıyla başlatmıştı. Gelinen noktada savaş bir bataklık ve insani felaketten ibaret. Suudilerin deniz ablukası Yemen halkını açlığa mahkûm ediyor ama Husiler boyun eğmiyor. Suudi kara kuvvetlerinin performansı da hiç etkileyici değil. Hava kuvvetleri ciddi bir operasyonel tempoyu sürdürmüş olsa da sivilleri katletmekle suçlanıyor. Hava savunma komutası Husilerin pek çok balistik füze saldırısını önlüyor ama bu saldırıların sıklığı ve menzili artıyor. Veliaht prens bu yılın başlarında en kıdemli generallerini görevden aldı ve yerlerine kendisine sadık isimler getirdi.

Bu performansa bakıldığında Suudi Arabistan’ın harcadığı paranın karşılığını aldığını söylemek zor.

ABD Kongresi’ne gelince Suudi Arabistan ve BAE Yemen’deki savaşı şartsız koşulsuz sona erdirene kadar bu iki ülkeye tüm silah satışlarını dondurma zamanı gelmiştir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Bruce Riedel, Brookings Enstitüsü'nde İstihbarat Projesi'nin direktörüdür. Son kitabı, "Avoiding Armageddon: America, India and Pakistan to the Brink and Back" başlığıyla yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept