İran'ın Nabzı

“Arap NATO’su” İran’ı niçin telaşlandırmıyor?

By
p
Article Summary
Kimileri tersini ummuş olsa da ABD’nin “Arap NATO’su” kurma planları, bölgesel bazı gerçekler nedeniyle İran’ı telaşlandırmış değil. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

İran’ın Orta Doğu’da hiç olmadığı kadar güçlendiğine inanan ABD, İran’ın bölgesel nüfuzunu kırma çabalarına hız veriyor. Ancak İran’ın güçlenen konumu sadece kendi stratejik başarısından değil, rakiplerinin başarısız bölgesel politikalarından da kaynaklanıyor. Örneğin Suudi Arabistan’ın Suriye, Yemen, Katar ve Lübnan’da yaşadığı askeri ve siyasi fiyaskolar Riyad’ın geleneksel nüfuzunu büyük ölçüde aşındırırken İran’ın konumunu yükseltmeye yaradı. Başarısız olan bu hamleler, Amerikan güvenlik şemsiyesine alışmış bazı Arap devletlerini daha faal olmaya iten ABD’nin “geriden liderlik” yaklaşımından kaynaklandı. Arapların başarısızlıkları İran önderliğindeki "Direniş Ekseni"ni görülmemiş ölçüde güçlendirdi. “Geriden liderlik” yaklaşımıyla dolaylı hedef alınan İran, bugün ABD’nin çok daha örgütlü bir gayretiyle karşı karşıya: İran’ı “geri püskürtmek” amacıyla kurulmak istenen ve “Arap NATO’su” diye anılan Orta Doğu Stratejik İttifakı (ODSİ) adındaki bölgesel yapı.

Başkan Donald Trump göreve geldiğinden beri değişken, bazen de çelişkili mesajlar veriyor. Trump’ın bir yandan İran karşıtı söylem ve yaklaşımlar benimsemesi bir yandan da İranlı liderlere koşulsuz görüşme çağrısı yapması çelişkili görünüyor. Ancak ABD ve Kuzey Kore liderlerinin Singapur’daki zirvesi bu çelişkilerin aynı madalyonun iki farklı yüzü olabileceğini gösteriyor. Trump’ın koşulsuz diyalog önerisi, Washington ve Orta Doğu’daki İran şahinlerini bu nedenle tedirgin ediyor. Buna karşın Trump yönetiminin sekiz Sünni Arap ülkesinden bir ittifak oluşturma düşüncesi şahinleri sevindiriyor olmalı. ODSİ’nin hedefi çok açık ki İran. Tahran açısından böyle bir girişim Trump’ın koşulsuz diyalog önerisiyle taban tabana zıt. Başkan’ın mesajları ister uyumlu ister çelişkili olsun İran’ın tehditkâr bir muhatapla masaya oturma lüksü yok. Aslında Tahran’da böyle bir diyaloğa girecek kimse yok.

Tüm bunlara karşın ODSİ girişimi İran’ı pek kaygılandırmış gibi durmuyor, hatta Trump yönetiminin Arapları “sağma anlayışı” kapsamında değerlendiriliyor. Bölgedeki nüfuzunun, Direniş Ekseni’nin Arap rakipleri karşısındaki güçlü konumunun farkında olan Tahran, her türlü meydan okumaya hazır görünüyor. Kaldı ki “Arap NATO’su” yeni bir fikir değil, geçmişte defalarca denenmiş ve başarısız olmuş bir girişim. Yine de İran’ın bu son hamle karşısında sergilediği rahatlık sadece bahsi geçen değerlendirmeden kaynaklanamaz. Trump yönetiminin İran karşıtlığının hem İran hem bölge için acı sonuçlar doğurabileceğinin Tahran pekâlâ farkında. Dolayısıyla İran’ın ODSİ konusundaki rahatlığının aslen neye dayandığı sorusu gündeme geliyor.

“Geriden liderlik” yaklaşımının Trump döneminde çok daha örgütlü yürütüldüğü ortada. Trump da selefi gibi Suudilere “Orta Doğu’yu İran’la paylaşmayı öğrenin” telkininde bulunmuyor, Tahran’ın bölgedeki etkinliğini kırmak için İran karşıtı bir cephe örgütlüyor. Ancak Araplar arasındaki farklılıkları aşıp yeni bir koalisyon oluşturmak kolay bir iş değil. Örneğin ODSİ’ye dâhil edilen Umman ve Katar gibi ülkeler Suudi Arabistan’dan ziyade İran’a yakın. Ayrıca Kuveyt gibi tarafsız kalmaya çalışanlar var. Bu bağlamda Washington’ın yeni politikasına yönelik zorluklar, ODSİ’nin hasımlarından ziyade üye olarak düşünülen ülkelerden kaynaklanabilir.

Peki ODSİ girişimi tüm zorluklara rağmen ekim için planlanan ABD-Arap zirvesinden sonra somutlaşırsa ne olur? Böyle bir gelişmenin üç önemli sonucu olur.

Birincisi ABD ağırlığını açıkça Sünni Arap devletlerinden yana koyarak Orta Doğu’daki mezhepsel ayrışmayı derinleştirebilir. Bu ayrışma son 15 yılda zaten fazlasıyla artmış olsa da Trump yönetiminin politikası bölgede Şiilerini, özellikle ABD’ye ve onun Sünni ortaklarına yaklaşım bakımından İran’ın etrafında toplayabilir.

İkincisi, sekiz otokratik rejimden yeni bir askeri yapı kurulması kendi kendini meşruiyetten yoksun kılan bir girişim. Arap Baharı’nın da ortaya koyduğu gibi Orta Doğu’da “otokratik istikrar” yanlısı politikaya dönüş kalıcı başarının reçetesi olamaz.

Son olarak “ya bizimlesin ya bize karşı” anlayışıyla Türkiye gibi ülkeler ODSİ’nin dışında bırakılıyor. Bu da Ankara’yı Tahran’a doğru iterek aslında İran önderliğindeki cepheyi güçlendirmiş oluyor.

Dolayısıyla İran’ın ODSİ projesi karşısında telaşlanmaması ABD’nin bu siyasetinden doğacak olası sonuçların İran’ın menfaatleri için sıkıntı yaratmamasından kaynaklanıyor.

Yine de İran bu yeni girişimi yakından takip ediyor. Zira ODSİ’nin daha geniş, hasmane bir koalisyona dönüşme ihtimali çok düşük de olsa hâlâ mevcut. Böyle bir senaryoda ABD, İsrail ve Arap ortaklarından İran ve müttefiklerine yönelen güvenlik tehditleri çok açık ki artacak. Tahran da baskıya karşı koymak için hem daha fazla çaba hem de içeride ihtiyaç duyduğu mali kaynaklardan daha fazla harcamak durumunda kalacak.

Böyle bir durumda İran’ın genel olarak yine Obama döneminde kullandığı yöntemlerle direnmesi beklenir. Yani müşterek meydan okuma bölgede askeri boyutta somutlaşırsa İran, devletlerden ve devlet dışı aktörlerden oluşan bir koalisyon içinde hareket eder. Bu kapsamda ODSİ’yi zayıflatmak için Körfez İşbirliği Konseyi’ndeki bölünmüşlüğü kullanır, ODSİ’deki bazı ülkelerle yakınlığından istifade eder, dünya sahnesinde yükselen yeni güçlerle, dışlanmış devletlerle ve bölgedeki devlet dışı aktörlerle daha yakın ilişkiler kurarak ABD’nin bölgesel siyasetini, İran karşıtı duruşunu baltalamaya çalışır.

Tekrar edecek olursak ABD’nin İran’a yönelik yeni “geri püskürtme” politikasının başarı şansı oldukça düşük görünüyor. Washington’ın ilk önce ODSİ üyesi olarak öngördüğü ülkeler arasında var olan derin çatlakları kapatması gerekir ki bu, sabırsızlığı ile ün yapmış bir başkan için kolay bir iş değil. Bu çatlaklar siyaseten kapatılsa bile ABD’nin bu ülkeleri askeri ve güvenlik alanında yakınlaştırması gerekecek. Bu daha da zor bir iş olabilir. ABD’nin daha sonra yeni askeri gücü oluşturmak için eğitimlere, silah ihracına başlaması gerekecek ve nihayet bölge çapında İran’la müttefiklerinin karşısına dikilecek.

Bu “imkânsız görev"in Trump’ın baskısıyla mümkün hale geldiğini varsayarsak İran ve “Direniş Ekseni” de bu yüzleşmeye aynı ölçüde hazırlıklı olur. Bu bağlamda ODSİ’nin zaten gergin olan bölgeye tam olarak ne katkı yapacağı belli değil. Mezhepsel bölünmede taraf tutmak, otokratik rejimleri desteklemek ve önemli aktörleri dışlamak, gerilimi azaltmaya, daha istikrarlı bir Orta Doğu yaratmaya dönük sağduyulu bir politikanın unsurları olamaz. Böyle bir yaklaşım tam tersi sonuçlar doğurur, yani gerilim ve istikrarsızlık artar ve İran mezhepsel bölünmüşlüğün daha da keskinleştiği bir ortamda bölgesel nüfuzunu iyice pekiştirir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Savunma ve güvenlik iş birliği

Hassan Ahmadian Tahran Üniversitesi’nde konuk öğretim görevlisi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde kıdemli araştırmacı olarak görev yapmaktadır. Twitter hesabı: @hasanahmadian

 
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept