Türkiye'nin Nabzı

Erdoğan kendini 'ekonominin çarı' yaptı

By
p
Article Summary
Erdoğan stratejik 14 şirketin bağlandığı Varlık Fonu’nun başına kendisini atayarak ekonominin çarı haline geldi. Ekonomiyi kurtarma planlarında fona biçilen misyon büyük. Denetim ve şeffaflıktan uzak fon borçlanma aracına dönüşebilir.

Türk parasının aşırı değer kaybetmesi karşısında fiyat artışları ve sermaye kaçışını önlemek için “eli sopalı” mesajlar veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisini “ekonominin çarı” pozisyonuna yükselten kritik bir adım attı. Olağanüstü Hal rejiminin geçerli olduğu dönemde, 19 Ağustos 2016’da kurulan Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) başkanlığına kendisini atadı. Fondaki ikinci koltuk da yabancıya gitmedi: Erdoğan’ın damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak başkan vekili oldu.

Erdoğan kamuya ait en stratejik şirketlerin bağlandığı fonun başına geçerek ve vekil sıfatını damadına vererek ekonomide sıra dışı bir yetki ve sorumluluk üstlenmiş oldu.

Fonun Türkiye ekonomisindeki yerini görmek için fona devredilen şirketlerin listesine bakmak yeterli: Ziraat Bankası, Boru Hatları ile Petrol Taşıma (BOTAŞ), Türkiye Petrolleri (TPAO), Posta ve Telgraf Teşkilatı (PTT), Borsa İstanbul, uydu haberleşme-kablo TV şirketi TÜRKSAT, Eti Maden, çay işletmeleri ÇAYKUR, Türkiye Denizcilik İşletmeleri (TDİ), Türk Hava Yolları (yüzde 49,12), Halkbank (yüzde 51,11), Türk Telekom (yüzde 6,68), Milli Piyango ve Devlet Demiryolları İzmir Limanı.

Dünyada örnekleri görülen varlık fonlarının amacı bütçe fazlası veren gelirlerin bir kısmını ülke vatandaşlarının geleceği için rezerve etmek. Bu konuda Suudi Arabistan, Norveç, Katar ve Rusya gibi petrol ve doğalgaz gelirleri olan ülkeler öne çıkıyor. Türkiye’deki durum epey standart dışı. Türkiye’nin ne enerji geliri var da ne de bütçe fazlası.

Fon yönetimi ve bağlı şirketler zaten iki yıldır iktidarın kontrolündeydi. Peki, hangi ihtiyaca binaen Erdoğan ipleri tamamen kendi eline alma gereği duydu?

Muhalefetin öncelikle dikkat çektiği konu, yeni yapılanma ile Türkiye’nin temel ekonomik ve mali varlıklarının denetim dışına çıkarılıyor olması. İkincisi, ödemeler dengesinin bozulması ve kredi bulma konusunda ortaya çıkacak zorlukları aşmak için borçlanmada fonu kullanma planı. Türkiye önümüzdeki bir yıl içinde ödemesi gereken 230 milyar dolar dış borç için döviz bulmak durumunda.

24 Aralık 2017’de çıkarılan 696 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile fona borçlanma ve borçların devri yetkisi verilmişti. Burada da “Hazine varken ne gerek vardı?” itirazı gündeme geliyor. Hazine meclisin onayladığı bütçe dâhil belli kurallara bağlıyken Varlık Fonu hem esnek hem denetim dışı. Fon kendisine bağlı kuruluşların gelirlerini teminat olarak gösterip istediği yerden istediği kadar kredi temin edebilir. Fona bağlı bir şirket aldığı borcu fonun kurduğu başka bir şirkete devredebilir. Hazine’ye ait iç ve dış borçlanma yetkisi bu mekanizma ile Varlık Fonu’na, fondaki fiili işleyiş sayesinde de Erdoğan’a geçmiş oluyor. Haliyle bu mekanizma “paralel Hazine” olarak da değerlendiriliyor.

Ekonomist Ümit Akçay yeni düzenleme ile ilgili kafa karışıklığı ve bilinmezlikler olduğunu vurguladı. Al-Monitor’a konuşan Akçay şu değerlendirmeyi yaptı: “Açıkçası yönetim değişiminin nasıl bir gereklilikten doğduğunu kestiremiyorum. Zira Varlık Fonu zaten Cumhurbaşkanlığı’na bağlı. Ya henüz bilmediğimiz bir gelişmeye hazırlık var ya da önceki yönetimi tasfiye edip daha merkezi bir yapı kurma amacı güdülüyor. Önceki yönetim döneminde bir strateji belgesi hazırlandı ama ilan edilmedi. Stratejinin ne olacağı ile ilgili bir tartışma da olabilir. Önümüzdeki dönemde finansman ihtiyacı artacak, bunun için bir hazırlık da olabilir.”

Muhalefet de tepkili. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Bir devlet düşünün! Cumhurbaşkanı kendisini Varlık Fonu'nun başkanlığına, damadını da başkan vekilliğine atıyor. Başkanı olduğu fon bütçe dışında. Bu fonu Sayıştay denetleyemiyor, TBMM denetleyemiyor” diye tweet attı.

Geçen ay CHP’nin sözcülüğüne getirilen eski Hazine Müsteşarı Faik Öztrak da “Eğer fonun başına Cumhurbaşkanı kendini, vekil olarak da damadını atıyorsa böyle bir ekonomi yönetiminde Türkiye’ye yatırım yapacak yerli ve yabancılar nasıl güven duyacak? Kim denetleyecek?” diye sordu. Bu tür bir uygulamaya sadece fonların hanedan üyelerinin kontrolünde olduğu Orta Doğu ülkelerinde rastlandığını hatırlatan Öztrak’a göre bu düzenleme, ekonomideki güven sorununu derinleştirecek, kalkınmaya zarar verecek ve sermaye kaçışını hızlandıracak.

Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yalçın Karatepe ise fonun kamu denetimi dışında olduğunu belirterek “Cumhurbaşkanı’nın fonun başkanı olması demek fona aktarılacak varlıklara Erdoğan’ın karar vermesi demek. Bu varlıklar üzerinden yapılacak tasarruflar kamu denetimine tabi olmayacak. Sayıştay denetimi söz konusu değil. Varlık Fonu özel hukuk hükümlerine tabii bir anonim şirket. Borçlanabilecek, yatırım yapabilecek, ortaklık kurabilecek, piyasalarda işlem yapabilecek. Yetkileri çok fazla ama denetimi sadece bağımsız denetimde. Bu bağımsız denetim ise yerindelik ve uygunluk içermiyor, sadece muhasebe kayıtlarını denetliyor” dedi.

Erdoğan’ın kontrol ettiği fonun büyüklüğü kadar bu fon sayesinde yaratılacak kaynak da önemli. İktidara yakın medya fonla ilgili düzenlemeyi “Varlık Fonu’nun varlıklarının değeri 200 milyar dolara ulaştığında bu varlıkları elden çıkarmadan, tahvil, borçlanma senedi ihraç edildiğinde kaldıraç etkisi ile 1.2 trilyon dolar kaynak yaratabilecek” sözleriyle pazarlamıştı.

Fakat Varlık Fonu’na katılan şirketlerin değeri tam olarak bilinmiyor. Hazine Müsteşarı Osman Çelik şubat 2017’de fondaki şirketlerin toplam değerinin 160 milyar dolara ulaştığını açıklamıştı. Genel olarak söylenen şey şu: Fonun aktif büyüklüğü 200 milyar dolar, varlık değeri ise 40 milyar dolar.

Beş stratejik sektörde 14 şirketi, 46 değerli gayrimenkulü ve iki oyun lisansını kapsayan fonla ilgili temel sorun şeffaflıktan uzak ve siyasallaşmaya aşırı derecede açık olması.

Esasen Türkiye 1980’lerde fonlarla ilgili kötü bir tecrübe edinmiş bir ülke. Turgut Özal döneminde çok sayıda fon kurulmuş ve bir süre sonra devlet ipin ucunu kaçırmıştı. Al-Monitor’a değerlendirmelerde bulunan ekonomi yazarı Bahadır Özgür şeffaflık ve denetim yokluğu yüzünden oluşacak kara deliklere dikkat çekerken geçmişi hatırlattı: “Fonların hükümetlerin elinde nasıl tehlikeli bir araca dönüştüğünü Özallı yıllardan biliyoruz. Bütçe dışı fonların mucidi Özal’dı. Özal bütçe kısıtlamasından ve borçlanma araçlarının yasal sınırlılıklarından dolayı çözümü kendisine doğrudan bağlı, meclis denetiminden azade fonlar kurmakta buldu. Çünkü giriştiği büyük altyapı projeleri için kaynak yaratamıyordu. İş o kadar sarpa sardı ki kaç tane fon olduğu bile yıllarca meçhul kaldı. 1991’de bir bakan kendisine sorulan soruya ‘Fonların sayısını ben de hatırlamıyorum’ yanıtını vermişti. Anavatan Partisi iktidarı sonrası devlet aylarca bu fonların aktif ve pasiflerinin muhasebesini çıkaramadı. Ama asıl para en temel 11 fonda toplanmıştı. Ve kaynakların neredeyse tamamının popülist politikalarla başlatılan dev altyapı inşaatlarına, bu yolla da hükümete yakın iş adamlarına, inşaatçılara ve siyasetçi yakınlarına aktığı ortaya çıktı.”

Özal döneminde en azından parlamento başta olmak üzere kamu denetim mekanizmaları daha işler durumdaydı. Bütün yetkilerin Saray’da toplandığı, örtülü operasyonların arttığı, devasa altyapı projelerinin “gelir garantili” olarak “yandaş” şirketlere verildiği bir dönemde fonla ilgili kaygılar daha da meşru hale geliyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: banks, nepotism, lending, corruption, debt, treasury, recep tayyip erdogan, turkish economy

Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Farklı gazetelerde çalıştıktan sonra uzun süre Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu editörüydü. IMC TV’de dış politika programı ‘SINIRSIZ’ın daimi yorumcusuydu. Türk dış politikası, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği konularında uzmanlaşmıştır. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde: IŞİD” adlı kitapların yazarıdır. Twitter: @fehimtastekin

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept