Türkiye'nin Nabzı

Adana Mutabakatı: Tampon bölgeye yeni perspektif

By
p
Article Summary
Rus lider Putin, Fırat’ın doğusuna Türk müdahalesinin önünü almak için Adana Mutabakatı’nın çalıştırılmasını önerdi. Türkiye öneriyi havada kaptı ama yüklenen anlamlar hayli farklı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’le Moskova buluşmasının ardından Suriye'de tampon bölge tartışması birdenbire Şam ile Ankara arasında 20 Ekim 1998’de imzalanmış olan Adana Mutabakatı’nın işletilmesi seçeneğine döndü.

Rusya’nın 23 Ocak’taki toplantıda, Türkiye’nin ABD ile birlikte Fırat’ın doğusunda tampon bölge kurma arayışının önünü kesmek için Heyet Tahrir El Şam’ın (HTŞ) kontrolüne geçen İdlib’de gerilimi düşürme planıyla ilgili Türk tarafına yükümlülüklerini hatırlatması bekleniyordu.

Türkiye ile iş birliğinin zeminini korumayı tercih eden Putin ise gerilimi tırmandırmak yerine Adana Mutabakatı üzerinden çözümü gündeme getirdi. Bu Ankara için sürpriz bir açılımdı.

Erdoğan “Sayın Putin bunu özellikle gündeme getirdi; Adana Mutabakatı önemli bir konu. Türkiye bunu işlemeli. Bunun Türkiye’nin bölgedeki ağırlığını hissettirebileceği önemli bir anlaşma olduğu kanaatindeyim” diyerek mutabakata değer verdiklerini ifade etti.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasının ardından imzalanan Adana Mutabakatı, PKK'nin terör örgütü olarak kabul edilmesi, eğitim kamplarının kapatılması, örgütsel ve ticari faaliyetlerine son verilmesi, yakalanan militanların yargılanması ya da teslim edilmesi, PKK liderlerinin Suriye üzerinden başka ülkelere seyahat etmelerinin önlenmesi, alınacak önlemler için iki ülke arasında ortak telefon hattı ve mekanizmanın kurulmasını öngörüyordu. Taraflardan biri tek taraflı çekilmediği sürece mutabakatın süresi üçer yıllığına otomatik olarak uzuyor. Yani mutabakat kâğıt üzerinde hala geçerli.

Mutabakatı öne çıkartan yaklaşım, normalde, Türkiye’nin Şam’a yaklaşımının değiştiğine ve tamponla ilgili tanımın gözden geçirildiğine işaret eder. Çünkü Suriye devletini PKK ile mücadelede taahhüt altına sokan Adana Mutabakatı, Şam’la birlikte çalışmayı gerektiriyor. Yani Adana Mutabakatı, Suriye ile ilişkiler yeniden tesis edilmeden ve koordinasyon sağlanmadan canlandırılamaz.

Türkiye’deki muhalefet de mutabakata yapılan atfı “Hükümet Şam’la görüşmeli” mesajı olarak algıladı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, “Adana Mutabakatını yeni keşfeden AKP iktidarını, bu mutabakatın gereklerini yerine getirmek için derhal Suriye ile doğrudan temas kurmaya çağırıyoruz” dedi.

Yeni durumda “Türkiye, ABD'yle tampon planlarından vazgeçip Rusya'nın öngördüğü seçeneğe ikna mı oldu?” sorusu öne çıkıyor. İki liderin başbaşa görüşmede ulaştığı noktanın ne olduğunu bilmiyoruz ama Putin’in mutabakatın canlandırılmasından murat ettiği şey ile Erdoğan’ın yüklediği anlamlar birbirinden farklı. Muhtemel ki Putin’in mutabakatı gündeme getirmekteki birincil amacı Türkiye’nin Menbic ve Fırat’ın doğusuna müdahalelerini önlemek. İkincisi de Suriye’nin kuzeyindeki durumla ilgili ortak bir çözüm bulunacaksa bunun en meşru yolunun Şam’la birlikte çalışmak olduğunu göstermek.

Putin’in verdiği pası havada kapan Suriye yönetimi, Adana Mutabakatı’na sadık olduklarını açıkladı. SANA’ya konuşan bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi şu koşulları açıkladı: “Türk rejimi anlaşmaya uyup, teröristleri desteklemeye son verip, askeri güçlerini işgal ettikleri Suriye topraklarından çektiği zaman iki ülke sınırda güvenliği temin için mutabakata yeniden işlerlik kazandırabilir.”

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da mutabakatı gündeme getirmekteki niyetlerini şu sözlerle anlattı: “Türkiye-Suriye sınırındaki güvenlik sorunu, ABD'nin çekilme kararı nedeniyle doğdu. Boşluk yaşanmasına izin verilmemesi gerekiyor. Bu amaç doğrultusunda Türkiye ve Suriye'nin Adana Mutabakatı’nı kullanması mümkündür. Suriye sınırda güvenliği sağlamak için anlaşma temelinde çalışma isteğini ortaya koyan bir açıklama yaptı.”

Mutabakatın her şeyden önce Şam’la normalleşmeyi gerektirdiğine dair tespitler üzerine Erdoğan sadece üst düzey teması dışlayan bir yorum yaptı: “Bizim, 1 milyona yakın insanın ölümüne sebep olmuş, milyonlarca insanın göçe zorlamış biriyle üst düzey temasımız olmaz.”

Ancak bunun da ötesinde Erdoğan, Türkiye’nin Suriye’de askeri operasyonlar düzenlemesini meşrulaştıran yasal bir belge keşfetmiş izlenimi veriyor! Erdoğan, Moskova’dan dönüş yolunda gazetecilere “Türkiye’yi buraya kim davet etti diyenlere karşı, o mutabakatı masaya getirmemiz lazım” dedi. Daha sonra meclisteki konuşmasında bu görüşünü tekrarladı: “Birilerinin bizi davet etmesine gerek yok. Biz 1998’de Adana mutabakatıyla zaten bunu imza altına aldık. Bu imza Türkiye’nin herhangi bir olumsuz gelişmede o topraklara girmesinin önünü açıyor.”

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise mutabakata Rus lideri dediğine pişman edecek ileri anlamlar yükledi: “Suriye tehditlere karşı tedbir almazsa Türkiye'ye müdahale hakkı veriyor. Putin'in Türkiye müdahale edebilir anlamında söylediğini düşünüyorum, bu da olumlu."

Ne var ki yorumcular, “Türkiye’ye yönelik olası bir terör saldırısı durumunda, Suriye’nin iznine gerek olmadan Türk ordusuna sınırın beş kilometre ötesine kadar operasyon yetkisi veren” gizli bir maddeden söz etse de mutabakat metninde Türkiye’ye müdahale hakkı tanıyan bir madde yok. İki ülke Adana Mutabakatı’nı etkin kılma amacıyla 2010’da Terör ve Terör Örgütlerine Karşı Ortak İşbirliği Anlaşması imzalamıştı. PKK ve uzantılarının Suriye topraklarını kullanmalarına; kamp, eğitim merkezi ve diğer tesisler kurmalarına; militan ve silah tedarikine; kaçakçılık ve ticaret yoluyla terör finansmanına müsaade edilmeyeceğini öngören bu anlaşma da Türkiye’ye müdahale imkânı sunmuyor.

Nisan 2011’de yürürlüğe giren bu anlaşmada “Her bir taraf topraklarında etkin güvenlik tedbirlerini alacaktır” ve “Taraflar gerektiğinde ortak operasyon gerçekleştirme olanaklarını araştıracaktır” ifadeleri yer alıyor.

Rusya ile Türkiye arasındaki bir diğer yorum farkı soruna yaklaşımda kendini gösteriyor: Moskova, PKK’yi terör örgütü olarak görmediği gibi Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve Demokratik Birlik Partisi’ne (PYD) yaklaşımıyla da Ankara’ya ters düşüyor. Şam da YPG ve PYD’yi terör örgütü olarak görme ya da Türkiye’nin istediği şekilde tepelerine binme eğiliminde değil. En azından şimdilik.

Türk tarafının bakış açısına göre Adana Mutabakatı çerçevesinde ya Şam yönetimi YPG’lileri yok edecek ya da bu işi Türkiye kendi elleriyle yapacak. Erdoğan’ın Putin’in sözlerinden çıkardığı sonuç da bu: “Sayın Putin, o mutabakatın orada bizim terörle mücadelemiz açısından önemli olabileceğine işaret ediyor.”

Ne var ki Putin, ortak basın toplantısında, Kürtlerin Şam’la müzakerelere başlamasını istediklerini söyledi.
Türkiye’ye müdahale hakkı vermese de Ankara, Adana Mutabakatı’nı PKK’nin uzantısı olarak gördüğü PYD-YPG’nin bölgede yasal statü kazanmasını önlemek için kullanabilir. Buna karşın Rusya, Türkiye’nin PKK ilintili yapılarla ilgili kırmızı çizgisini aşmak için yeni muhatabı “Kürtler” olarak ifade ediyor.

Putin’in yaklaşımı Suriye ordusunun bölgede kontrolü ele alması ve Türkiye’nin güvenlik kaygılarına Adana Mutabakatı çerçevesinde geliştirilecek mekanizma ile çözüm bulunmasını içeriyor. Türkiye’nin itirazı da tam bu noktada öne çıkıyor: Suriye rejimi Menbic ve Fırat’ın doğusunda kontrolü ele alırsa YPG, Suriye ordusuna entegre olduğu görüntüsüyle varlığını sürdürebilir. Ankara kesinlikle buna göz yummak istemiyor.

Hükümete yakın medya bu ihtimale dair alârm veren iddiaları komplo teorileri eşliğinde gündemde tutuyor. Mesela Yeni Şafak gazetesi, Erdoğan’ın Moskova’dan döndüğü gün istihbarat kaynaklı olduğu izlenimi veren bir iddia yayımladı. Haberde Esad rejiminin “Kamışlı, Derbesiye, Resulayn, Münbiç ve Haseke’de 20 binden fazla asker ve düşük rütbeli subay kıyafeti dağıttığı” iddia edildi.

Adana Mutabakatı’nın tartışmalarda yeni bir zemin olacağı kesin. Bunun Menbic ve Fırat’ın doğusundaki süreçlere nasıl yansıyacağını görmek için Rus ve Amerikan kanadıyla süren pazarlıkların sonuçlarını beklemek gerekecek.

“Bugün Rusya da ABD de PYD-YPG’nin Menbic’i boşaltılacağını söylüyor.” diyen Erdoğan “Bir gece ansızın gireriz” tarzı tehditkâr sözlerine ara vermiş görünüyor. Cumhurbaşkanı ayrıca “Bu konuda Rusya ile bir sorunumuz yok" diye ekliyor.

“Sorun yok” denilse de ortada bir mutabakat da yok. Birçok mesele yine İran, Türkiye ve Rusya liderlerinin şubatta Moskova’da yapacağı üçlü zirveye kalmış durumda.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Suriye çatışması, Suriye'de Rusya

Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Farklı gazetelerde çalıştıktan sonra uzun süre Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu editörüydü. IMC TV’de dış politika programı ‘SINIRSIZ’ın daimi yorumcusuydu. Türk dış politikası, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa Birliği konularında uzmanlaşmıştır. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde: IŞİD” adlı kitapların yazarıdır. Twitter: @fehimtastekin

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept