İran'ın Nabzı

İran’ın Golan itidali Arap hasımlarını zor durumda bırakıyor

By
p
Article Summary
Trump’ın Golan Tepeleri’nde İsrail egemenliğini tanımasına oldukça düşük perdeden tepki veren İran’ın, bölgesel menfaatleri doğrultusunda hesaplı bir strateji izlediği düşünülüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 21 Mart’ta Golan Tepeleri’nde İsrail egemenliğini tanıması, dünya çapında tepkiler doğurdu. Avrupa ülkeleri bu kararın peşinden gitmeyeceklerini duyururken Rusya “olumsuz yansımalardan” kaygı duyduğunu ifade etti. Daha aktif bir tutum alan Türkiye ise İslam İşbirliği Teşkilatı’nı (İİT) olağanüstü toplantıya çağırdı. ABD’nin Arap müttefikleri de Trump’ın açıklamasını olumsuz tepkilerle karşıladılar.

İran’ın tanıma kararına karşı düşük profilli bir pozisyon alması, bölgedeki menfaatlerini artırmaya dönük hesaplı bir tavır gibi görünüyor. Suriye yönetiminin başlıca müttefiki olmasına rağmen İran’ın ilk tepkisi oldukça yumuşak oldu, diğer ülkelerden farklı bir şey söylenmedi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi 22 Mart’ta Trump’ın kararını “şiddetle” kınarken şöyle dedi: “Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi kararlarına göre Golan Tepeleri işgal edilmiş Suriye toprağıdır ve bu meselede işgalin son bulması dışında bir çözüm düşünülemez.”

Aynı gün İstanbul’daki İİT zirvesine katılan Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Twitter’dan paylaştığı mesajda Trump’ın “kendisine ait olmayanı ırkçı İsrail’e vermeye” kalkışmasının herkesi “şok ettiğini” belirtti.

Ancak İran’dan ilk önemli tepki günler sonra 26 Mart’ta Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’den geldi. ABD’nin geçmişteki “sömürgeciler” gibi davrandığını söyleyen Ruhani, ABD ve İsrail’e karşı “daha yakın bölgesel işbirliği” çağrısı yaptı.

Trump’ın açıklamasının üzerinden neredeyse bir hafta geçmesine rağmen Zarif’in tweet’i hariç hiçbir üst düzey siyasi veya askeri yetkiliden konu hakkında yorum gelmedi. Bu, şaşırtıcı sayılır zira tekrar edecek olursak İran Suriye yönetiminin başlıca müttefiki ve ABD’nin Golan Tepeleri’nde İsrail egemenliğini tanıması dünya çapında tepki topladı.

Yine de bu durum, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a iç ve dış hasımlara karşı sekiz yıldır destek veren İran’ın bu son derece önemli meselede arka planda durmaya karar verdiği ya da bu ihtilafı kendi bölgesel menfaatleri lehine kullanmak için bir strateji gütmediği anlamına gelmiyor. İran’ın yumuşak ve gecikmeli tepki vermesinde hem iç hem dış faktörler etkili oldu.

Her şeyden önce, Trump’ın 21 Mart’ta Golan Tepeleri’nde İsrail egemenliğini tanıdığına dair tweet atması ve dört gün sonra resmi kararnameyi imzalaması, İran’da hükümet birimlerinin tam kapasite çalışmadığı yeni yıl tatiline denk geldi. Üstelik resmi makamların neredeyse tüm kapasitesi kuzey ve batı İran’da pek çok bölgeyi vuran sel felaketine yönelmişti. Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney orduya bile selin vurduğu bölgelere yardım talimatı vermişti. Başka bir deyişle hükümetin dış konulara odaklanmak için fazla vakti olmadı. Bu bağlamda, tatil döneminin sona ermesi ve sellerin hafiflemesiyle İran’dan Golan Tepeleri konusunda daha somut tepkiler beklenebilir.

Ancak İran’ın ılımlı tepkisinin tek sebebi bu değil. ABD’nin en yakın Arap müttefiklerinin bile Trump’ın kararını kınadığı bir ortamda Tahran’ın sert ya da tehditkâr tepki vermesi, Golan konusundaki Arap/Müslüman-İsrail kavgasını İran-İsrail kavgasına dönüştürebilir. İran’ın meseleye güçlü ve hızlı bir şekilde dalması, Arap hasımları arasında İran’la aynı tarafta görünme konusunda çekince doğurabilir, bunun da ötesinde ABD ve İsrail’e “İran tehdidi” söylemine sarılarak Golan hamlesini haklı gösterme fırsatı verebilir.

Dolayısıyla Tahran şu an “bekle gör” konumunda şu sorunun yanıtını bekliyor olabilir: Arapların Golan kararına duyduğu tepki, ABD’nin Arap müttefiklerinin İran’ı sıkıştırmak amacıyla İsrail’le ilişkileri ısıtma çabalarını kesintiye uğratacak mı? BAE’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş bu ihtimali şimdiden gündeme getirmiş durumda. Bakan 28 Mart’taki açıklamasında Arapların “siyasi bir meseleyle uğraşma ya da (İsrail’le) iletişim kanallarını açık tutma arasında iyice ölçüp biçmesi gerektiğini” söyledi. Dolayısıyla Tahran, kendisine karşı manevra alanı daralan Arap hasımlarına --ve de onların Amerikalı ve İsrailli muhataplarına – bu sıkıntılı durumdan çıkış imkânı verme niyetinde değil.

Bölgede şu ana kadar en yüksek perdeden Türkiye’nin tepki vermesine gelince, Golan konusunda uluslararası toplumu ve Müslüman dünyasını harekete çağırmakta Ankara’nın önayak olması İran’ı rahatsız etmiyor, bilakis memnun ediyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Trump’ın kararına yönelik ilk tepkisinde “İşgalin meşrulaştırılmasına asla izin vermeyiz” diyerek güçlü bir uyarıda bulundu. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da benzer bir söylem benimseyerek “Türkiye Suriye’nin toprak bütünlüğünü desteklemektedir” dedi.

Bu açıklamaları yapan Türkiye, kuzey Suriye’de geniş toprak parçalarını fiilen kontrolünde tutuyor ve silahlı Kürt gruplarına karşı doğuya doğru ilerleme tehdidinde bulunuyor. Türkiye’nin kuzey Suriye’deki planları Astana sürecinde ortakları olan İran ve Rusya’yı ciddi şekilde kaygılandırırken Türk yetkililerinin işgal karşıtı açıklamaları, söz konusu bölgeleri Şam’a iade etmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı göstermesi için Ankara’ya karşı baskı unsuru olarak kullanılabilir.

Son olarak, ABD’nin Golan Tepeleri’ndeki İsrail işgalini meşrulaştırma çabası, İran’a Suriye’deki askeri varlığını korumak için yeni bir gerekçe sunabilir. İran Suriye’deki varlığının Şam’ın talebiyle ve terörle mücadele kapsamında olduğunu söyleyegeldi. Son gelişmelerin ardından topraklarında İsrail işgaline izin vermeyeceğini söyleyen Suriye yönetiminin, tüm terörist gruplar temizlense dahi İran’ın Suriye’deki kalışını uzatacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ne de olsa İran, Suriye’nin İsrail’e karşı destek amacı olan tek müttefiki.

Bu, elbette, İran ve Suriye’nin İsrail’e karşı ortak bir askeri adım hazırlığında olduğu anlamına gelmiyor. Ancak çok muhtemel ki İran, Golan çevresindeki “direniş hareketlerini” İsrail işgaline karşı eyleme teşvik edecek ve İsrail’i farklı cephelerde eşanlı baskı altında bırakarak zorlamaya çalışacak. Nitekim Hizbullah lideri Hassan Nasrallah’ın 26 Mart’taki konuşması bu eğilimin şimdiden başladığına işaret ediyor. Nasrallah Suriye, Lübnan ve Filistin’de işgale uğrayan toprakları geri almanın tek yolunun “direniş” olduğunu söyledi. İsrail Başbakanı ABD’nin Golan’da İsrail egemenliğini tanıma kararıyla siyasi bir zafer kazanmış olabilir ama ilerleyen günlerde bu karar sahada başını ağrıtabilir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Hamidreza Azizi, Şehit Beheşti Üniversitesi İktisat ve Siyaset Bilimi Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapıyor, ayrıca Tahran’daki İran ve Avrasya Araştırma Enstitüsü’nün (IRAS) bilim kurulunda yer alıyor. Twitter hesabı: @HamidRezaAz

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept