Türkiye'nin Nabzı

Erdoğan’ın seçim kazanma makinesi eskidi ve paslandı

By
p
Article Summary
Erdoğan ve partisi AKP’nin İstanbul’da 23 Haziran’da tekrar edilecek olan yerel seçimler için sürdürdüğü kampanya zafer vaat etmiyor çünkü bir zamanlar güç ve etkinliğiyle ünlü olan AKP, artık becerisi eksilmiş ve yorgun bir teşkilata dönüşmüş durumda.

16 Haziran Pazar akşamı Türkiye, 17 yıllık AKP iktidarı sırasında kendisine unutturulan bir demokrasi ritüelini hatırlayacak: İstanbul’da 23 Haziran’da tekrarlanacak olan büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin iki rakip adayı, AKP’li Binali Yıldırım ve CHP’li Ekrem İmamoğlu canlı yayında tartışacaklar.

AKP’nin siyasi kültürü, seçimler öncesinde kendi adaylarının televizyonlarda rakiplerini muhatap alıp onlarla eşit koşullarda tartışmalarını kabule engel olmaktaydı. İktidara geldiğinden bu yana, beş genel seçim, iki cumhurbaşkanlığı seçimi, dört yerel seçim ve üç de referandum geçiren AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın bu oylamalardan hiçbirinin öncesinde, rakipleriyle televizyonda tartıştığına tanık olunmamıştır. Demokrasiyle yönetilen ülkelerde TV tartışmalarının, seçmene adayları mukayese ederek daha sağlıklı bir kanaat oluşturma imkanı verdiği bilinir. Erdoğan ve partisi ise 17 yıllık iktidar geçmişlerinde genellikle rakiplerinin meşruiyetini hedef alan kutuplaştırıcı bir siyaset dili benimsemiş ve bu nedenle rakip adaylarla TV tartışmalarında karşı karşıya gelmekten uzak durmuşlardır.

Erdoğan’ın baskısıyla aday olduğu bilinen eski Ulaştırma Bakanı, Başbakan ve Meclis Başkanı Binali Yıldırım açısından bu ikinci İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin öncesinde ne değişmiştir ki kendisi, genç rakibi İmamoğlu ile TV’de karşı karşıya gelmeyi – tabii ki lideri Erdoğan’ın da onayıyla -- kabul etmiştir?

Yıldırım, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından bazı sandık kurulu başkanlarının yasanın amir hükmüne rağmen kamu personeli olmadıkları gerekçesiyle iptal edilen 31 Mart İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı seçimi öncesinde İmamoğlu ile TV’de tartışmaya yanaşmamıştı.

Erdoğan ve Yıldırım’ın siyasi kültürlerinde 31 Mart’tan bugüne çoğulculuk yönünde bir değişim olduğuna inanmamızı temin edecek güçlü emareler yok. 31 Mart’tan sonra gözlemlenen tek büyük değişim, 23 Haziran için yapılan seçim sondajlarında... İmamoğlu’nun Yıldırım’la arasındaki 13 bin oyluk farkı daha da açması bekleniyor. Yıldırım’ı sonunda TV’de İmamoğlu’nun karşısına çıkmaya zorlayan faktör de bu zaten: Mayıs ortası ile haziranın ilk haftası arasında yapılan anketlerde geride gözükmesi ve ekran performansı ile bu farkı kapatabileceğini umması.

İstanbul’daki 23 Haziran seçimini, 31 Mart’ta sandığa gitmemiş seçmenini bu kez sandığa götürebilen taraf kazanacak. 2018’deki 24 Haziran parlamento ve cumhurbaşkanı seçimlerine İstanbul’daki katılım yüzde 88,4 olarak kayda geçmiş iken bu oran, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde yüzde 83,9’a düştü. İstanbul’da oy vermeyen seçmen sayısının 600 bin arttığı tespit ediliyor. Bu 600 bin kişi içinde, partisinden ve ülkenin genel gidişatından memnun olmayan AKP seçmeni, partisi HDP aday göstermediği için sandığa gitmeyen Kürt seçmen ve CHP’nin 24 Haziran 2018 cumhurbaşkanı seçimindeki performansını zayıf bularak partisine küsen CHP seçmeni var.

İstanbul’da bu 600 bin seçmenin ve bunun ötesinde tüm seçmenlerin 23 Haziran’daki oy verme davranışını etkilemesi beklenen konuların neler olduğu kritik önemde.

İstanbul Ekonomi Araştırma’nın 24-26 Mayıs 2019 tarihleri arasında İstanbul genelinde 39 ilçede 1500 kişi ile gerçekleştirdiği araştırma, Türkiye’deki ekonomik kriz ve bilhassa artan işsizliğin seçmenin kararında önemli bir rol oynayacağını ortaya koyuyor. Buna göre, Binali Yıldırım seçmenleri arasında her on kişiden dördü geçtiğimiz üç ay içinde kendi ailesinden veya bir yakınının ailesinden işsiz kalan olduğunu ifade etmiş.

İkinci konu ise YSK’nın İstanbul’da seçimi iptal etmesi. 31 Mart’ta Yıldırım’a oy verdiğini belirten her on kişiden ikisi YSK’nın bu kararını doğru bulmadıklarını belirtmiş. Ayrıca, yine Yıldırım’a oy veren her dört kişiden biri İmamoğlu’nun 18 günlük belediye başkanlığı döneminde yaptığı icraatları takip ettiğini ve beğendiğini söylemiş.

Adayları Yıldırım’ın 31 Mart’ta İstanbul’daki büyükşehir belediye başkanlığı seçimini kaybetmesi üzerine, aşırı sağdaki Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile AKP’nin oluşturduğu “Cumhur İttifakı”, kampanya pozisyonlarını gözden geçirdi. Daha önce 23 Haziran seçimi için İstanbul’daki 39 ilçenin her birinde birer miting yapacağı söylenen Cumhurbaşkanı Erdoğan miting yapmak şöyle dursun, alışılmışın dışında, fevkalâde düşük bir profil çizmeye başladı. Mayısın başında “İstanbul’a kamp kuracağı” söylenen MHP’nin lideri Devlet Bahçeli ortalarda görünmedi ve hatta 31 Mayıs ile 11 Haziran tarihleri arasında hiç tweet atmadı.

31 Mart’tan önce yerel seçimlerin ülke için bir “bekâ seçimi” olduğu iddiasıyla oy isteyen Cumhur İttifakı, artık bu etkisiz söylemden de vazgeçmiş bulunuyor. Yerine, “Ne dediysek yaptık, yine yaparız” şeklinde, icraat odaklı bir seçim sloganı konuldu. Binali Yıldırım’ın, mayıs sonunda açıkladığı seçim vaatleri de proje ve icraat eksenli. Mesela Yıldırım, her yıl 100 bin İstanbulluya iş, üniversite öğrencilerine 10 GB internet, öğretmenlere ücretsiz toplu ulaşım vaat ediyor.

Bu vaatlerine rağmen Yıldırım’ın 23 Haziran seçimine dezavantajlı bir konumda girmekten kurtulamamasında rol oynayan sadece ülkedeki ekonomik kriz şartları ve İmamoğlu’nun farklı kesimlere dokunmayı başaran etkili performansı değil. Partisi AKP ve iktidarın ciddi bir dağınıklık ve koordinasyonsuzluk içinde olması da Yıldırım’a zarar verdi, veriyor.

Misal, İmamoğlu’nun Osmanlılar tarafından 15’inci yüzyılda fethedilene kadar Pontus Rum devletinin başkenti olan doğu Karadeniz’deki liman kenti Trabzon’da doğmuş olması dolayısıyla “Yunanlı” olduğu iddiasının, 15 Mayıs’ta İstanbul’daki Esenler ilçesinin AKP’li belediye başkanı Tevfik Göksu tarafından ortaya atılması ve sonrasında bir türlü gündemden düşürülmemesi…

AKP çevreleri bu “Pontus kampanyası”nın İmamoğlu’na karşı milliyetçi bir alerji yaratmasını beklemiş olabilirler, ama tam tersi oldu. Pontus kampanyası Karadenizlilerin İmamoğlu’na ilgisini ve AKP’ye karşı da tepkisini artırdı. İmamoğlu Ramazan Bayramını fırsat bilerek gittiği Trabzon’da kent tarihinin en büyük mitinglerinden birini düzenledi.

AKP’nin 23 Haziran kampanyası, ılımlı olmaya çalışan bir Binali Yıldırım ile onunla taban tabana zıt, kutuplaştırıcı ve kırıcı bir siyaset dili kullanan sertlik yanlısı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun böylece oluşturdukları çelişkiye de sahne oldu. Soylu, Pontus kampanyasına da “katkıda bulundu”, 9 Haziran’da Trabzon’da kendisini protesto eden bir kişinin “Pontusçularla ilişkili” olduğunu öne sürebildi.

Pontus iddialarının İstanbul’da yaşayan 2,5 milyon Karadenizli seçmenin oy tercihi üzerinde bir etkisi olacaksa, bunun AKP lehinde tezahür etmeyeceği öngörülmeli.

31 Mart kampanyası sırasında AKP ve MHP sözcülerinin, sandıkta HDP’den aldığı destek nedeniyle CHP ağırlıklı Millet İttifakı’nı “teröristlerle el ele” olmakla suçlamaları da Kürt seçmeni AKP’den soğutmuş ve oy kaybına neden olmuştu. Şimdi Binali Yıldırım Kürtleri kazanmaya çalışıyor. Hatta bunun için 6 Haziran’da Diyarbakır’a gitti ve orada yaptığı konuşmada, 1920’de açılan mecliste “Kürdistan mebusunun da olduğunu” söyledi.

Bu çıkışı MHP’de alınganlığa ve şüpheye yol açtı, Yıldırım’ın Kürtleri kazanayım derken Türk milliyetçilerini küstürebileceği yorumlarına neden oldu. 31 Mart kampanyası sırasında Erdoğan’ın “Türkiye’de Kürdistan diye bir yer olmadığını” söylediği hatırlatıldı. Ve Yıldırım’ın Diyarbakır’da olduğu sırada bir AKP milletvekili, CHP’nin İstanbul’u kazanması halinde otoparkları HDP’ye vereceğini iddia ederek “ılımlı Yıldırım”la ters düştü.

İktidarının ilk döneminde etkin, disiplinli ve arzulu bir seçim kazanma makinesi olarak çalışan AKP, iktidarda geçen 17 yılın sonunda ve İstanbul’daki 23 Haziran seçimlerine günler kala, kafası karışık, söylem bütünlüğünü yitirmiş, moralsiz, disiplinsiz ve isteksiz bir durumda görünüyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Türkiye seçimleri

Kadri Gürsel, Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. 2016'dan 2018'in eylül ayına kadar Cumhuriyet gazetesinde, daha önce de 2007-2015 yılları arasında Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yapan Gürsel, Türk dış politikası, uluslararası ilişkiler, Türkiye’de Kürt sorunu ve siyasal İslam’ın gelişimi gibi konulara yoğunlaşmaktadır. Gazeteciliğe 1986'da başlayan Gürsel 1997’de Milliyet yayın grubuna katılmış, 1999-2008 döneminde de Milliyet’in dış haberler müdürü olarak çalışmıştır. 1993’ten 1997’ye kadar Fransız Haber Ajansı AFP’de muhabirlik yapan Gürsel, 1995 yılında PKK tarafından kaçırılmış ve bu tecrübesini 1996’da çıkan “Dağdakiler” isimli kitabında anlatmıştır. Gürsel, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Yönetim Kurulu üyesidir. Twitter: @KadriGursel

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept