Türkiye'nin Nabzı

23 Haziran sonrası iktidar ve muhalefet ne yapmayı planlıyor?

By
p
Article Summary
23 Haziran seçiminin yarattığı siyasi deprem etkisini devam ettirirken iktidar muhalefetin yerel idarelerdeki gücünü azaltmaya, muhalefet de Erdoğan’ın nüfuz alanını daraltmaya çalışıyor

23 Haziran 2019 günü İstanbul’da yapılan Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin sonuçları Türkiye siyasi hayatı bakımından bir kırılma ve dönüm noktasına işaret ediyor.

31 Mart’ta İstanbul’da yapılan belediye seçiminde, daha önceden pek de tanınmayan, İstanbul’un küçük bir ilçesi olan Beylikdüzü’nün Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, eski başbakan ve TBMM Başkanı Binali Yıldırım karşısında 13 bin 729 oy farkıyla kazanması Erdoğan’ın “yenilmezlik” unvanına son vermişti.

Her ne kadar seçim iki aday arasında olsa da Erdoğan neredeyse İstanbul’un her semtinde miting yapmış, kendisi kadar ortada görünmeyen Binali Yıldırım için oy istemişti. Erdoğan bu seçimi Türkiye’nin “bekasına” ilişkin bir seçim olarak sunmuştu.

Az farkla kaybedilen bu seçim, Erdoğan için büyük bir yenilgiydi ama eğer iş orada kalsa belki de seçim sonuçları onun iktidarının bu kadar ciddi tehdit altına gireceği sonuçlar doğurmayacaktı. Hükümetin büyük etkisi altında bulunan Yüksek Seçim Kurulu, kendi içtihatlarıyla bariz bir şekilde çelişen gerekçelerle bu seçimi iptal edince 23 Haziran seçiminin yolu açıldı.

23 Haziran tekrar seçiminden önce Erdoğan’ın 31 Mart seçimi kampanyalarında yaptığı gibi meydan meydan dolaşmaması, bu defa Binali Yıldırım’ın daha çok ön plana çıkmasına izin vermesi ve hatta iki adayın, 17 yıllık AK Parti iktidarında örneği görülmedik şekilde televizyonda tartışmalarına izin vermesi, seçim sonucunu öngördüğü, uğrayacağı kaybı kısıtlamaya çalıştığı şeklinde yorumlanmıştı.

23 Haziran’dan önce Erdoğan’ın hamlelerine bir bütün olarak bakıldığında, bu seçimi daha önceki gibi ülkenin siyasi geleceğine ilişkin bir “beka” seçimi gibi sunmaktan vazgeçtiğini, sadece iki aday arasında bir yerel seçim olarak konumlandırmaya çalıştığı anlaşılıyor.

Ancak 23 Haziran seçiminin 800 binin üzerinde bir oy farkıyla sonuçlanması, iki aday arasındaki farkın bu kadar muazzam boyutlara ulaşması, kaçınılmaz olarak seçimi ülkenin bütününü etkileyen, ağır sonuçları olan bir siyasi olaya dönüştürdü.

Seçim sonuçlarına ilişkin olarak genellikle rakamsal farkın üzerinde duruluyor. Ama biraz daha mikro ölçekte, örneğin İstanbul’un değişik semtlerindeki oy dağılımlarına bakıldığında, 23 Haziran sonuçlarının oldukça büyük siyasi dönüşümleri müjdelediği görülebilir. İstanbul seçimlerinde AK Parti sadece daha önce kazandığı ilçelerde geriye düşmekle kalmadı. Üsküdar, Eyüp ve Fatih gibi kalelerinde bile CHP adayı İmamoğlu yarışı önde göğüsledi.

İstanbul seçimlerinin bu denli büyük bir oy farkıyla kaybedilmesi Erdoğan’ın, Türk siyasetinde kaybedilmiş bir seçimi iptal ettirebilecek kadar büyük bir yer işgal etmesine tepki olarak okunabilirse, örneğin Fatih gibi, dini muhafazakarlığın neredeyse en göze çarpan sembolü olan bir semtte bile AKP adayının geriye düşmesi, Erdoğan’ın 17 yıldır sürdürdüğü “kutuplaşma” siyasetinin iflas ettiğini, artık hâd safhada ayrışmış toplum grupları arasında oy geçişkenliği olabildiğini gösteriyor.

Peki, bu seçim sonuçlarını AK Parti ve muhalefet partileri nasıl okudular? Bu siyasi aktörler önümüzdeki günlerde ne gibi siyasi adımlar atmaya hazırlanıyorlar? AK Parti içinden yansıyan kulis haberlerine bakınca, partililerin bir kısmının Erdoğan’ın hem cumhurbaşkanı ve hem de parti başkanı olmasını sorguladıkları ve bunun değişmesini istedikleri anlaşılıyor.

Aynı şekilde uzun zamandan beri AK Parti’den ayrılıp yeni parti kuracakları konuşulan eski başbakan Ahmet Davutoğlu ve eski ekonomi bakanı Ali Babacan’ın bu seçim hezimetinden cesaret alarak çalışmalarını hızlandırdıkları haberleri yayılıyor.

Habertürk’ün bildirdiğine göre Ali Babacan, Erdoğan’la bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmede, Babacan’ın AK Parti politikalarını ve cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini eleştirdiği ve partinin kurucu üyeliğinden ayrılacağını söylediği belirtiliyor. Yani Babacan, bizzat Erdoğan’a yeni bir parti kuracağını deklare etmiş bulunuyor.

Yine AK Parti içinden gelen kulis bilgilerine göre Davutoğlu ve Babacan’ın ayrı ayrı parti kurmaları halinde 80 civarında milletvekili AK Parti’den ayrılıp bu yeni partilerin saflarına geçebilir. Yeni partilerin kurulması durumunda AK Parti’den ayrılacak milletvekili sayısı biraz abartılıyor olabilir ama yeni partilerin kurulma ihtimalinin Erdoğan’ı ciddi bir şekilde rahatsız ettiği ve bu gelişmeleri bir tehdit olarak algıladığı anlaşılıyor. İstanbul seçim yenilgisini değerlendirmek için partisinin Merkez Yürütme Kurulu’nu toplayan Erdoğan’ın bu toplantıda, kurulması muhtemel bu partileri kastederek “sırtımızdan hançerlendik” dediği bildiriliyor.

23 Haziran seçim hezimetine Erdoğan’ın tam olarak nasıl bir tepki vereceğini kestirmek için henüz erken. Ancak halihazırda atılan bazı adımlar, AK Parti’nin büyük şehirleri kazanan muhalefet belediye başkanlarını bir cendere içine almaya çalıştığını gösteriyor. Daha önce Al-Monitor, belediyelere ait şirketlerin yöneticilerini atama yetkisinin muhalif belediye başkanlarından alınıp, çoğunluğunu iktidar partisi üyelerinin oluşturduğu belediye meclislerine verildiğini bildirmişti. Aynı şekilde, Resmi Gazete’de yayınlanan yeni yönetmeliklerle belediyelere ait pek çok yetki onlardan alınıp, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı.

Erdoğan 23 Haziran seçiminden önce İmamoğlu’nun “topal ördek” olduğunu söylemişti. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde iktidar bloğunun 180, Belediye Başkanı İmamoğlu’nun içinde olduğu muhalefet bloğunun ise 131 üyesi bulunuyor. AK Parti’nin gerek yeni yasal düzenlemelerle, gerekse belediye meclislerinde bulunan üyeleri aracılığıyla büyük şehirleri kazanan muhalefetin yeni belediye başkanlarına ciddi bir kuşatma uygulayacağı anlaşılıyor.

Muhalefete gelince, 23 Haziran sonrası geliştirilecek stratejileri anlamak için liderlerden gelen açıklamalara bakıldığında onların da Erdoğan’ın yetkilerini kısıtlamak üzerine bir strateji oluşturdukları anlaşılıyor.

Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul seçim sonucunu nasıl okuduğunu şu sözlerle anlatıyor: “Cumhurun başında olan kişi tarafsızlığını korumalı. 800 bin kişi bu mesajı verdi. Tarafsızlık konusunda referanduma hazırız.” Başka bir mesajında Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ülke genelinde sorgulandığını ifade etti ve yeni anayasa için sık sık çağrıda bulunacaklarını söyledi.

Milliyetçi İyi Parti’nin lideri Meral Akşener, Erdoğan’ı “partiler arası mutabakata” davet ederken, dindar-muhafazakar Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da “yeniden parlamenter sisteme dönülmesi ve başkanlık sistemi devam etse bile parlamentonun güçlendirilmesini” istedi. Kürt yanlısı HDP’nin Genel Başkanı Sezai Temelli’nin talebi ise yeni bir anayasa oldu.

Görüldüğü gibi hiçbir muhalefet parti lideri bir erken seçim talep etmiyor. Erken seçim istemenin Erdoğan’a can simidi olacağını, mevcut ekonomik krizin ve AK Parti içinde çıkması muhtemel krizlerin iktidarı zaten zayıflatacağını düşünüyor olmalılar. O yüzden farklı farklı kelimelerle ifade etseler de tüm muhalefet partileri, oyunu Erdoğan’ın yetkilerinin ve siyasi alanının kısıtlanması üzerine kurmuş gibi görünüyorlar. 

İstanbul seçiminin muhalefet için büyük bir zafer olduğuna ve yeni manevra alanları yarattığına şüphe olmamakla birlikte, Erdoğan’ın da yeni seçilen belediye başkanlarını bir cendere içine almaya çalıştığı görülüyor. Kimin kimin yetkilerini ve hareket alanını ne kadar kısıtlayabileceğini net olarak görmek için ise biraz daha zamana ihtiyaç bulunuyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Türkiye seçimleri

Orhan Kemal Cengiz, insan hakları alanında çalışan bir avukat ve köşe yazarıdır. Cengiz, Türkiye’de işkencenin önlenmesinden zihinsel engellilerin haklarına kadar geniş bir alanda faaliyet gösteren İnsan Hakları Gündemi Derneği’nin başkanlığını yapmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept