Rusya ve Orta Doğu

S-400 krizi: Rusya büyük resme nasıl bakıyor?

By
p
Article Summary
Rusya’nın Türkiye’yle yaptığı S-400 anlaşması, ABD’yle doğrudan rekabetten ziyade ABD’ye daha az bağımlı bir Orta Doğu vizyonunu yansıtıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

MOSKOVA — Rusya 12 Temmuz cuma günü S-400 füze savunma sistemlerinin parçalarını Türkiye’ye sevk etmeye başladı. Mürted Hava Üssü’ne inen ilk üç kargo uçağıyla birkaç adet çekici ve bir yükleme aracı teslim edildi. Hafta sonuna gelindiğinde yedinci parti gönderilmişti. Teslimatın nisan 2020’de tamamlanması planlanıyor. Bu arada Türkiye’nin de eğitim için Rusya’ya yeni ekipler göndermesi bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan pazar günü yaptığı açıklamada Rusya’da şu an 100 kişinin eğitim aldığını, bu sayının yetersiz olduğunu ve 10 katına çıkarılabileceğini söyledi. S-400 anlaşmasını “tarihimizin şu anda en önemli anlaşması” olarak tanımlayan Erdoğan, “Biz, S-400'leri alarak savaşa hazırlanmıyoruz. Barışı ve kendi milli güvenliğimizi garanti altına almaya çalışıyoruz. Savunma sanayimizi geliştirmeye yönelik diğer tüm atılımlarımızın da amacı budur” dedi.

Moskova ise anlaşmanın başka Orta Doğu ülkeleriyle de daha ciddi askeri işbirliklerine yol açması bakımından kritik olduğunu söyledi. Rus parlamentosunun Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Leonid Slutski S-400 sevkiyatını “ilk atış” olarak tanımladı. Slutski 2014’ten bu yana ABD ve Avrupa’nın yaptırımlarına tabi bir isim. Yaptırımlar Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve doğu Ukrayna’daki savaş nedeniyle uygulanıyor.

Slutski şöyle konuştu: “Türkiye ilk işarettir. S-400’ler ve daha da gelişkin Rus silah sistemleri bölgede mutlaka boy gösterecek. Yakın işbirliği yapacağız. Bunun için muazzam bir alan var. Bu tip işbirliğini mümkün olan her yoldan arttırmamız gerekiyor diye düşünüyorum.”

Rusya dış politikada ABD’ye göre daha mütevazı araçlara sahip olsa da Orta Doğu’da imkânları doğru kullanmanın imkânların fazlalığından daha önemli olabileceğini gösteren bazı örneklere imza attı.

Moskova ABD’nin bölgedeki nüfuzunun büyük ölçüde askeri unsura dayandığını uzun zaman önce idrak etti. Ancak Rusya ne fiziki varlık ne de silah satışları bakımından ABD’yle rekabet edecek durumda değildi ve doğrusu böyle bir yola girme gereği de görmüyordu. Buna rağmen zaman içinde bazı boşlukları görerek silah satışları yaptı, bunlara bağlı olarak da savunma sanayi alanında işbirlikleri geliştirdi. 

Mısır ve Irak gibi bazı ülkeler için Rusya’nın sundukları, ABD’ye siyasi ve askeri bağımlılığı azaltmak için çözüm sağlıyordu. Suudi Arabistan gibi başka ülkeler ise Rusya’yla askeri temasları ABD’den daha kârlı anlaşmalar kopartmak için pazarlık unsuru olarak gördüler. Hem Moskova’yla hem Washington’la alışverişi olanlar için bu iki gerekçe genelde iç içe geçiyor.

ABD başkanlık seçimlerindeki “Rus müdahalesi” gibi “S-400” de Rusya’nın yarattığı güç algısına dair moda bir kavram olurken, Batı’daki mahcubiyet duygusunu da ortaya koyuyor. Müdahale kavramıyla kastedilen Rusya’nın popülist güçleri iktidara taşımak için özellikle Batı toplumlarını kutuplaştırmaya çalışması. S-400’ler gibi Rus savunma sanayi arzları ise “çeşitlendirme ve fethetme” işlevi görüyor. Moskova ABD’nin sunduklarına siyasi, askeri veya teknolojik alternatifler sunarak ortaklar kazanıyor. Rusya’nın ürettikleri teknolojik olarak Amerikan ürünleri kadar gelişkin olmayabilir ancak Moskova’nın bakış açısına göre dünyadaki pek çok yönetim bugün teknolojiden çok stratejik bağımsızlığa öncelik veriyor, özellikle de uzun vadede kendi teknolojilerini üretme imkânı görüyorlarsa. Kaldı ki Rusya bu konuda da imkân sağlıyor.

S-400 anlaşması Moskova ve Ankara için aranan tüm koşulları karşılıyor. Rus dış politika ve savunma uzmanı Pavel Luzin, S-400’lerin Rusya için bir dış politika aracı haline geldiğini düşünüyor. 

Luzin’in Al-Monitor’a değerlendirmesi şöyle: “Rusya uluslararası ilişkilerde alternatif güç rolünü oynamaya çalışıyor. Uzun menzilli karadan havaya füzelerin satışı Moskova’ya Türkiye, Çin ve Hindistan gibi alıcılarla uzun vadeli işbirlikleri kurma ve sürdürme imkânı veriyor. Katar, Vietnam ve Mısır gibi başka ülkeler açısından ise S-400 alma olasılığı seçeneklerini çoğaltabiliyor, dış politikada hareket alanlarını genişletiyor. Yani Moskova bu seçeneklerin alışverişini yapmaya çalışıyor. Öte yandan, yeni anlaşmaların olup olmayacağı ABD’nin Türkiye’ye vereceği tepkiye de bağlı. ABD (Türkiye’ye) çok fazla baskı uygularsa S-400’lerin bundan sonraki ihracatı o kadar garantili olmayabilir.” 

Türkiye’yle yapılan anlaşmanın askeri boyutu, baştan beri tartışma konusu. Rusya ve Orta Doğu’da iki ortak kaygı dile getiriliyor. Birincisi, Putin-Erdoğan ahbaplığı sona erer ve Rusya Türkiye’nin bölgedeki kırmızı çizgilerini aşarsa Türk tarafının S-400 sistemini Rus uçaklarına karşı kullanabileceği yönünde. Ayrıca, Türkiye’nin ileride ABD’yle ayrı bir anlaşma yaparak S-400 teknolojisini Amerikalılara verme ihtimalinden söz ediliyor. Böyle bir durumda ABD, Rusya’yla olası bir askeri çatışmada uçaklarını S-400’lere karşı daha etkili hale getirebilir. 

Rusya merkezli Silah İhracatı dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Andrey Frolov, iki iddiaya da itibar etmiyor. Frolov’un Al-Monitor’a değerlendirmesi şöyle: “Türkiye’ye verilen sistemler S-400’ün ihracat versiyonu. Bu versiyon Rusya’nın kullandığı modelden oldukça farklı. Kaldı ki S-400 eski bir sistem ve Rusya şu an daha gelişkin bir sistem üzerinde çalışıyor.” 

Peki, Rus ordusunda ve üst yönetim kademelerinde S-400’lerin Türkiye’ye satışı konusunda görüş ayrılığı var mı? Frolov bu soruyu şöyle yanıtladı: “Tüm büyük bürokrasilerde iç tartışmalar olabilir, anlaşmaya itiraz edenler olmuş olabilir ama neticede bu görüşler Savunma Bakanlığı’nın tutumunda etkili olmadı. Bir NATO üyesine satış için onay ve lisans verildiyse bu, ilgili Rus askeri kurumlarının riskleri hesapladığı anlamına gelir."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Rus etkisi

Maxim A. Suchkov, Al-Monitor’un Rusya-Orta Doğu bölümünün editörüdür. Doktora derecesine sahip olan Suchkov, Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde görev almakta, ayrıca Kuzey Kafkasya’daki Pyatigorsk Devlet Üniversitesi’ne bağlı Uluslararası İlişkiler Okulu’nda öğretim görevlisi ve araştırmadan sorumlu müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Fullbright programı kapsamında 2010-2011’de Georgetown Üniversitesi’nde, 2015’te de New York Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olan Suchkov, “Kafkasya ve Orta Doğu’daki Rus Dış Politikası Üzerine Denemeler” isimli kitabın yazarıdır. Twitter hesabı: @Max_A_Suchkov

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept