Petrolün izleri Türkiye’nin Suriyeli Kürtlere kaynak sağladığını gösteriyor

Türkiye çökertmeye çalıştığı kuzey Suriye’deki Kürt yönetimine, kaçak petrol ticareti üzerinden dolaylı olarak mali katkı sağlıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Suriye’nin Kamışlı vilayetindeki Rimelan petrol sahasından bir görüntü, 11 Kasım 2013 Photo by REUTERS.
Amberin Zaman

Amberin Zaman

@amberinzaman

İşlenmiş konular

smuggling, islamic state, us sanctions, us policy on syria, sdf, ypg, turkish influence in syria, turkish intervention in syria, syrian kurds, oil, syrian oil companies

Ara 9, 2019

FİŞHABUR, Irak — Dünyanın dört bir yanından nüfuzlu hükümet yetkililerinin, büyük iş insanlarının, çeşitli alanlarda etkili olan isimlerin katıldığı Halifax Güvenlik Forumu’nun bu yılki toplantılarında ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O’Brien önemli bir konuda ağzından baklayı çıkardı. 23 Kasım’da PBS kanalının kıdemli muhabiri Nick Schifrin’in karşısına oturan O’Brien, Başkan Donald Trump’ın kuzeydoğu Suriye’de “petrol için” asker tutma kararı konusunda zorlu sorularla karşılaştı. Schifrin, Pentagon’un müttefiki olan Kürtlerin ABD yaptırımlarını delerek Suriye rejimine petrol sattığını belirtince, O’Brien şu yanıtı verdi: “Petrolün bir kısmı rejime gidiyor. Bir kısmı yerelde kullanılıyor. Bir kısmı Irak Kürdistanı’na, bir kısmı da Türkiye’ye gidiyor. Ancak burada can alıcı nokta petrolün nereye gittiği değil, gelirin nereye gittiğidir.” O’Brien’a göre asıl önemli olan İslam Devleti’nin eline hiçbir gelirin geçmemesiydi. 

ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) doğu Suriye’deki sahalarda üretilen petrolün rejim bölgelerine satılmasında rol oynadığı epeydir biliniyordu. Ancak Irak Kürdistanı ve Türkiye’ye yönelik ticaret kamuoyuna fazla yansımış değil. ABD dâhil ilgili taraflar da bunun böyle kalmasını istiyorlar. Zira bu ticaret ABD yaptırımlarını hiçe sayıyor. Ancak Türkiye açısından daha da tuhaf bir durum söz konusu.

Öyle ki Türkiye ulusal güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle çökertmeye çalıştığı Kürt idaresine petrol üzerinden dolaylı mali katkı sağlıyor. SDG’nin belkemiğini oluşturan Kürt Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) karşı peş peşe düzenlenen askeri harekâtlar, Türkiye’ye yüz milyonlarca dolara ve en az 100 askerin hayatına mâl oldu. Peki, Türkiye’nin Suriyeli Kürtleri bir eliyle döverken diğer eliyle beslemesi nasıl açıklanabilir? Başlıca sebebin maddi kazanç olduğu anlaşılıyor. Diğer sebepler ise Suriyeli Kürtler üzerinde etki gücü kazanmak ve Iraklı Kürt yetkililerine göre ABD’nin baskısı. 

Ancak Ankara’nın YPG’yi ve onunla bağlantılı olan Türkiye’deki PKK’yı dize getirme çabaları kapsamında bu gevşek yaklaşımını değiştirmekte olduğunu gösteren işaretler var. Kürtlerle rejimi uzlaştırmak isteyen Rusya ise Kürtler mali açıdan sıkışırsa başarı şansının yükseleceğinin farkında.

Paranın izini sürmek

Al-Monitor’un son bir yıldır mevcut ve eski Amerikalı, Iraklı Kürt ve Suriyeli Kürt yetkililerle, ayrıca petrol ticaretini yakından bilen kaynaklarla yaptığı görüşmelerden edindiği bilgiye göre petrol genellikle Suriye’nin ikinci büyük sahası Rimelan’dan ve Türkiye ile Irak sınırlarına yakın olan Keytaniye’den Irak Kürdistanı’na, oradan da Türkiye’ye taşınıyor. Bu iki saha, rejim güçlerinin Sünni isyancıları bastırmak için başka bölgelere kaydırıldığı 2012 yılından beri Kürtlerin elinde. Konunun hassasiyeti nedeniyle kaynaklar kimliklerinin saklı kalması koşuluyla konuştular. 

Üst düzey bir Iraklı Kürt yetkili, SDG kontrolündeki sahalardan “bir miktar” petrolün Irak Kürdistanı üzerinden Türkiye’ye gittiğini doğruladı. Türkiye’nin sınır ilçesi Silopi’de petrol kaçakçılığıyla uğraşan bir kişiye göre Suriye petrolü Habur sınır kapısından Türkiye’ye girerken menşei Irak Kürdistanı olarak gösteriliyor. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden (KBY) ikinci bir yetkili bu bilgiyi doğrularken, “SDG petrolünün çoğu Türkiye’ye gidiyor” iddiasında bulundu. İlk yetkili ise ayrıntıya girmeden “bazı dalaverelerin döndüğünü” kabul etti.

Irak Kürdistanı ile Türkiye’ye yönelik ticaretin gizli kapaklı olması hasebiyle Suriyeli Kürt yetkililer böyle bir ticaretin olduğunu resmen doğrulamıyorlar. Ancak yalanlamıyorlar da. “Petrol konusu bizi yakıyor” diyen SDG bağlantılı bir kaynak, kamuoyunun ilgisini petrol ticaretine çektiği için Trump’ı suçladı. 

Petrol geliri Suriyeli Kürtlerin kurduğu özerk yönetimi ayakta tutuyor, sivil ve askeri yapılara maaş ödenmesini sağlıyor. Petrol sahalarının kontrolü rejimle görüşmelerde SDG’nin elini de güçlendiriyor. SDG’yle bağlantılı bir güvenlik görevlisi petrol ticaretinin önemini “Petrol gelirini kaybedersek tüm sistemimiz çöker, o kadar kritik” sözleriyle ifade etti.

Trump’ın Mart 2018’de Suriye’de istikrar çalışmaları için ayrılan 200 milyon dolar civarındaki kaynağı dondurması, petrol gelirinin önemini iyice artırdı. Avrupa Birliği de daha fazla para ayırmayı reddediyor, ABD’ye “ya beraber orada oluruz ya da hep beraber yokuz” diyor. 

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) 150 milyon doları bulan nakit yardımlarının ise önümüzdeki yılın başlarında tükenmesi bekleniyor. SDG komutanı Mazlum Kobane’nin kasımdaki esrarengiz BAE ziyaretinin kısmen yeni kaynak arayışıyla ilgili olduğu düşünülüyor. 

Alavere dalavere 

Eski bir Trump yönetimi yetkilisi Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Irak Kürdistanı’na giden petrolün günde yaklaşık 300 tanker olduğuna inanıyoruz. Petrol ticareti karanlık. Anlaşmalar en yükseklerde yapılıyor, sonra da taşeronlara veriliyor. Çok sayıda aracı var. Zannımca petrolün bir bölümü Türkiye’ye ulaşıyor.” 

Irak’taki bir petrol uzmanı ise ticaretin büyüklüğünü günde 6 bin ilâ 8 bin varil arasında tahmin ediyor. Al-Monitor’a konuşan uzman, “Petrol çok ucuz. Temmuzda varil fiyatı 20 doların altındaydı, oysa dünya fiyatları 60 dolar civarındaydı” dedi. Amerikalı kaynağın tahmini ile uzmanın verdiği rakamlar arasındaki büyük fark, yasadışı ticarette miktarları tespit etmenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Her hâlükârda düşük fiyatlar büyük kazançlar getiriyor.

Irak’taki uzman sözlerini şöyle sürdürdü: “Irak Kürdistanı’na giren petrolün bir bölümünün Dohuk ve Erbil’de küçük, ruhsatsız rafinerilere satıldığını biliyoruz. Ve tüccarların çoğu bir şekilde KDP’yle bağlantılı, tıpkı rejim bölgelerine petrol götüren tüccarlar [Suriye Cumhurbaşkanı] Beşar Esad’la bağlantılı olduğu gibi. Suriye petrolünün bir kısmının Türkiye’ye ulaşmasına da şaşırmam. Zira iki taraftaki tüccarların da hükümet yetkilileriyle bağları var.” KDP, güçlü Barzani ailesinin hâkim olduğu Kürdistan Demokratik Partisi’nin kısa adı. 

KBY Başkanı Neçirvan Barzani, başbakan olduğu dönemde KBY’nin petrol ticaretine yön vermiş ve özellikle Türkiye’yle 2013 yılındaki kritik anlaşmayı sağlamıştı. Şeffaf olmadığı için sert eleştirilere hedef olan anlaşma, Iraklı Kürtlere Bağdat’tan bağımsız olarak petrol satma imkânı verdi. Bunun için Türkiye’nin Ceyhan limanı üzerinden ihracat sağlayan özel bir boru hattı kuruldu. 

Anlaşma Erbil’le Bağdat arasında gerilimi artırırken, Bağdat yönetimi Türkiye’yi de Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nde dava etti. Kanıtlamak mümkün değil ama İsrail’e de ciddi miktarda petrol gittiğine inanılıyor. Al-Monitor’un temmuzda görüştüğü kıdemli bir İsrail yetkilisi, ülkesinin hâlihazırdaki en büyük ham petrol tedarikçisinin KBY olduğunu söyledi.

Suriye petrolünün Irak Kürdistanı’na nasıl ulaştırıldığına dair farklı anlatımlar var. Trump yönetiminin Suriye’de görev yapmış bir başka eski yetkilisi, petrolün kamyonlarla taşındığını belirterek, “Kıyamet gibi kamyon vardı” dedi.

Geçtiğimiz günlerde sabah vakti Fişhabur gümrük sahasına giden Al-Monitor muhabiri, ortalıkta herhangi bir tanker göremedi. 

Ana sınır kapısı olan Fişhabur’un yaklaşık beş kilometre güneyindeki Sahela kapısına giden yolun kenarından ise cılız bir boru hattı geçiyordu. Borunun nereye kadar uzandığını takip etme teşebbüsümüz, silahlı bir Iraklı Kürt sınır muhafızının yanımıza gelip, “Burası askeri bölge. Burada işiniz yok, gidin” demesiyle yarım kaldı.

Al-Monitor’un açık kaynaklardan yaptığı araştırmalara göre ve Twitter’da @obretix rumuzunu kullanan araştırmacının ilk ekimde gözlemlediği gibi Fişhabur’u Suriye tarafındaki Semelka kapısına bağlayan iki yüzer köprünün birinden eğreti bir boru hattı geçiyor. Güney taraftaki köprüden geçen boru, KBY tarafında 22 tanktan oluşan bir petrol deposuna bağlanıyor. Ancak köprüyü bazı tanker kamyonlar da kullanıyor. Petrolün güzergâhı ile ilgili ayrıntılı haberimize şuradan ulaşabilirsiniz.

Erişim karşılığı petrol

Al-Monitor’a konuşan bir SDG yetkilisi, yüzer köprüden genellikle Irak Kürdistanı’ndan Suriye’deki koalisyon güçlerine yakıt taşıyan tankerlerin geçtiğini söyledi.

ABD önderliğindeki koalisyon Trump yönetimi göreve gelmeden çok önce Irak Kürdistanı’na yapılan petrol satışlarına göz yummuş, üstü kapalı onay vermişti. Ancak Suriye’deki isyanın ilk günlerinde KBY Fişhabur’dan geçişleri kısıtlıyor, Rojava olarak da bilinen Suriye Kürdistanı’na giden mallardan yüksek vergiler alıyordu. Bu hasmane yaklaşım, YPG’yle ilişkilerin bozuk olmasından ve Türkiye’nin baskısından kaynaklanıyordu.

Al-Monitor O'Brien'ın açıklamalaryla ilgili ABD Dışişleri Bakanlığı’nın görüşünü sordu ancak yanıt alamadı. Türk yetkililer de Al-Monitor’un resmi görüş taleplerine geri dönüşte bulunmadılar.

ABD ilerleyen zamanda Suriyeli Kürtlere Fişhabur üzerinden engelsiz erişim sağlanması karşılığında petrolün bir kısmını KBY üzerinden satmasını içeren bir anlaşmaya aracılık etti. Fişhabur kapısı hem insani ve ticari mallar hem de ABD önderliğindeki koalisyonun askeri yardımları açısından Suriyeli Kürtlerin can damarını teşkil ediyor. Eski bir ABD hükümet yetkilisi anlaşmayla ilgili Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Fişhabur’u açık tutmak için bu anlaşmayı sağlamak kilit önemdeydi. KDP ile YPG arasındaki petrol anlaşması sayesinde işleri pürüzsüz yürütebildik. Ama anlaşma hiçbir zaman kamuoyuna açıklanmadı.”

Uluslararası Kriz Grubu da geçtiğimiz günlerde yayınladığı araştırma notunda şu tespitlerde bulunuyor: “YPG yöneticileri, Haseke’deki Rimelan petrol sahasında ABD varlığının sürmesiyle Washington’un [Fişhabur üzerinden] ikmal güzergâhını açık tutmak zorunda kalacağını düşünüyorlar. (…) Washington için sınır kapısının kontrolü, Irak’taki ABD askeri depolarından istikrarlı bir ikmâl hattı sağlayacak. Kapıyı kaybetmek yerel ekonomiye ciddi zarar verir, istikrar ve insani amaçlı dış yardımları sonlandırır ve YPG’yi Şam’a daha bağımlı kılar.”

İslam Devleti’nin (İD) Haseke’deki petrol sahalarının bir bölümü ile Deyrizor’daki sahaların çoğunu kontrol ettiği dönemde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, o günlerde milyonlarca dolar eden petrol ticaretinden şahsen fayda sağladığı iddia edilmişti. Redhack isimli aktivist hacker grubu, o dönem enerji bakanı olan bugün ise maliye bakanlığını yürüten Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın elektronik postalarını ele geçirmişti. Sızan yazışmalar arasında en çarpıcı mesajlar, KBY boru hattı henüz devrede değilken Irak Kürdistanı’dan Türkiye’ye petrol taşımacılığında tekel hakkı verilen Powertrans şirketiyle ilgiliydi. Albayrak Powertrans ile bağlantısı olduğunu yalanladı. Ancak “Powertrans” anahtar kelimesini içeren 32 adet mesajdan şirketin personel kararlarında Albayrak’ın telkinlerde bulunduğu anlaşılıyordu. 

Türkiye’deki bazı medya organları, somut bir kanıt sunamamakla birlikte Powertrans’ın Türkiye’ye taşıdığı petrole İD’in petrolünü de karıştırdığını iddia etmişlerdi. 

Kasım 2015’te ise Türkiye’nin bir Rus savaş uçağını düşürmesinin ardından Rusya da Türkiye’nin İD’den petrol satın aldığını öne sürdü ve kanıt olarak bazı uydu görüntüleri yayınladı. Yabancı medyaya bilgi veren Savunma Bakanı Yardımcısı Anatoli Antonov, Erdoğan’ı “bu yasadışı ticarete” şahsen dâhil olmakla suçladı. Erdoğan iddiaları öfkeli bir dille yalanladı. Türkiye ve Rusya’nın öpüşüp barışmasından sonra iddialar da ortadan kalktı.

Barack Obama yönetiminde Suriye konusunda çalışmış bir yetkili Al-Monitor’a yaptığı açıklamada Türk hükümetinin İD’le doğrudan ticari ilişkiye girdiğine dair o dönem ellerinde herhangi bir kanıt olmadığını söyledi.

Barış karşılığı petrol 

Ancak istihbarat camiasıyla bağlantılı bir Türk yetkilinin Al-Monitor’a yazılı olarak ulaşan açıklamalarında Suriye petrolünün o günlerde Türkiye’ye girdiği aktarılıyor. YPG Temmuz 2012’den itibaren Kobani, Kamışlı ve Afrin üzerinden Türk şirketlerine petrol satılmasına izin verirken, Şam yönetimi Türkiye’yi Suriye’den petrol “çalmak” ile suçladı. 

Trump yönetiminin yukarıda anılan ilk eski yetkilisi, hâlihazırda yaklaşık 100 tankerin SDG kontrolündeki sahalardan Türkiye kontrolündeki Fırat Kalkanı bölgesinde yer alan Cerablus’a petrol taşıdığını tahmin ediyor.

Türk yetkiliye göre ise Ankara ile hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan arasındaki barış görüşmeleri çökünce Türkiye’ye doğrudan yapılan satışlar durdu. Buna göre Suriyeli Kürt yönetimiyle iyi ilişkiler -- petrol ticareti dâhil -- PKK’nın Türk devletine karşı 35 yıldır sürdürdüğü silahlı isyanını da sonlandıracak büyük bir pazarlığın unsuru olarak düşünülmüştü. Ancak ucuz fiyatıyla cezbeden Suriye petrolü, KBY üzerinden hâlâ Türkiye’ye ulaşıyor. 

Washington merkezli düşünce kuruluşu Orta Doğu Demokrasi Projesi’nde Türkiye programını koordine eden ve İD’in petrol ticareti hakkında pek çok çalışması bulunan Merve Tahiroğlu Al-Monitor’a şöyle konuştu: “İD’in kaçakçılık faaliyetleriyle ilgili açık kaynaklarda yer alan bilgiler, petrolün Suriye’de Kürt kontrolündeki bölgelerden ve Irak’tan geçerek Türkiye’ye ulaştığını gösteriyordu. Petrolün menşei ne olursa olsun, kaç kez el değiştirirse değiştirsin Türkiye’ye Kürt aracılar ve kaçakçılar eliyle ulaştığı anlaşılıyor. Tüm bunlar, Türkiye-Suriye sınırında izini sürdüğümüz savaş ekonomisinin parçası.”

Türkiye’ye KBY üzerinden satılan petrolde de aynı kaçakçılık şebekelerinin devrede olabileceğini teslim eden Tahiroğlu, şöyle devam etti: “Erdoğan siyasi imajı zarar görmesin diye bu haberleri muhtemelen yalanlar. Kaldı ki medya üzerindeki sıkı kontrolü sayesinde Türkiye’deki söylemi büyük ölçüde kontrol ediyor. Kamuoyunu etkilemekte sahip olduğu aşırı güç sayesinde bu tip siyasi skandallar Erdoğan’ın yanına kâr kalıyor.”

Türkiye’nin U dönüşü 

Trump’ın SDG denetimindeki petrol sahalarını korumak için Suriye’de asker tutmaya karar vermesi, Türkiye’nin hesaplarını karıştırdı. Türkiye Suriyeli Kürtlerin özyönetim projesini çökertmek istiyor fakat Kürtler ABD’nin himayesi altında kendilerini savunma ve finanse etme imkânına sahip oldukça bu amaç gerçekleşemez.

Türkiye’nin şahin güvenlik teşkilatı, Iraklı Kürtlerin de 1990’larda BM yaptırımlarını delerek Türkiye’ye kaçırılan büyük miktarlardaki petrol sayesinde yarı bağımsız devletçiklerini kurmaya başladığını unutmuş değil. Ankara bu ticarete göz yummuş, muhtelif ordu ve polis görevlisinin petrol kaçakçılığından kazanç sağladığı iddia edilmişti. 

Türkiye’nin en son isteyeceği şey, sınırlarında ikinci bir Kürt oluşumunun, üstelik de kendi bakış açısıyla PKK’ya dost bir oluşumun kök salması. Dolayısıyla buradaki milli menfaat algısı şahsi menfaatleri bastırmaya başlıyor. Bugünkü ticaret geçmiştekine kıyasla çok daha mütevazı olsa da Türk hükümetinin iç tartışmalarına vakıf bir kaynağa göre Ankara bu ticarete son vermeyi ciddi şekilde düşünüyor. 

Geçtiğimiz günlerde Ankara’da Erdoğan’la görüşen KBY Başbakanı Mesrur Barzani’ye bu mesajın iletildiği bildiriliyor. Yukarıda bahsi geçen ilk Iraklı Kürt yetkili, Türkiye’nin bu ticareti baştan itibaren ABD’nin baskısıyla kabullendiğini belirterek, “Amerikalılar mutlaka karşı koyar” yorumunda bulundu. Ancak Türkiye’nin son dönemdeki tutumlarına bakılırsa ABD’nin baskısını artık umursamadığı ortada. ABD’nin yaptırım tehdidine rağmen Rusya’dan füze satın alan Türkiye, kuzeydoğu Suriye’ye de girerek yeni yaptırım tasarılarını tetikledi. 

Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sözcüsü Ömer Çelik adını anmadan Trump’a çıkışarak, “Suriye halkına ait kaynaklar üzerinde mülkiyet hakkı ilan etmek işgalciliktir” dedi. SDG’nin petrol gelirleri sürsün diye ABD’nin petrol sahalarını korumaya kalkmasını eleştiren Çelik, “Suriye halkına karşı terörden yana olduklarını bir kere daha tescil etmiş olurlar” dedi.

Rusya’nın tepkisi ise çok daha sert oldu. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ABD’nin petrolü koruma planının “hırsızlıktan farksız” olduğunu söylerken, Suriyeli Kürtlere de ABD’ye güvenmekten “hayır gelmeyeceği” uyarısında bulundu. 

Türkiye’nin, ABD’yle arasındaki çatlağı büyüten veya SDG-YPG ikilisini rejimle görüşmelerde köşeye sıkıştıran her hamlesi, Rusya’nın işine gelir. Petrol ticaretine gem vurulması her iki sonucu da doğurur. Suriyeli Kürtlerin alıcısı olarak bir tek rejimin kalması, fiyatları daha da aşağı çeker.

ABD Alman Marshall Fonu’nda kıdemli misafir araştırmacı olan Nicholas Danforth’a göre “Moskova ve Şam’ın nazarında Türkiye’nin böyle bir adım atması, YPG’yi baskı altına almakta Suriye’deki askeri operasyonlarını sürdürmesinden daha etkili bir yol olacak.” 

Öte yandan, Rusya ve rejimin konuya bizzat el atmış olabileceğine işaret eden bazı gelişmeler var. El Bab ve Cerablus civarlarında derme çatma petrol rafinerileri ile petrol tankerlerini hedef alan esrarengiz hava saldırıları, SDG’ye yönelik bir baskı kampanyasının girizgâhı olabilir. Saldırıları duyuran Rusya’nın RT kanalı, Suriye’nin resmi ajansı SANA’nın 26 Kasım tarihli haberine atıfta bulunuyordu. Söz konusu haberde ise Cerablus ve Kuzey Irak üzerinden “Kürtlerin baş düşman olarak gördüğü Türkiye rejimine” petrol kaçıran “Cezire bölgesindeki Kürt örgütleri” araştıran “sahadaki bir kaynağın” sözlerine yer veriliyordu. SANA’ya göre kaynak “Suriye topraklarından çalınan petrolü Suriye dışına çıkaran her türlü kaçakçılık faaliyetine karşı sert önlemler alınacağını” vurgulamıştı. RT ve SANA saldırılardan kimin sorumlu olduğunu belirtmezken, Sünni muhalefetin komutanları Rusya’yı işaret ettiler. 

Bu haber Dan Wilkofsky ve Alexander McKeever’ın katkılarıyla hazırlanmıştır.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Türkiye’de Rusya’ya güven, ABD'ye güvensizlik azaldı
Ayla Ganioglu | | Haz 30, 2020
HTŞ, Türkiye’nin işini mi yapıyor?
Fehim Taştekin | İdlib | Haz 28, 2020
Suriyeli Kürtler: Mahsul gaspı Türk yardımlarını gölgede bırakıyor
Amberin Zaman | türk-kürt çatışması | Haz 22, 2020
Suriyeli Kürtler birlik için ‘tarihi adım’ atarken Ankara sessiz
Amberin Zaman | Suriye çatışması | Haz 17, 2020
Suriye’de ‘TL bölgesi’ hayal mi gerçek mi?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Haz 15, 2020

Recent Podcasts

Featured Video