Rusya ve Orta Doğu

Rusya’nın Libya’daki ‘çok katlı pasta’ politikası

By
p
Article Summary
Rusya’nın Libya’daki rolü halen büyük ölçüde belirsizliğini korurken, Moskova’nın Türkiye dâhil diğer bazı aktörlerin adımlarından rahatsız olduğu anlaşılıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

ROMA — ABD Afrika Komutanlığı’nın başında bulunan General Stephen Townsend 7 Aralık’ta Libya’nın başkenti Trablus yakınlarında kasımda kaybolan bir Amerikan insansız hava aracının Rus hava savunması tarafından düşürüldüğünü açıklamıştı. Hava savunma sistemlerini kullanan görevlilerin ateş açtıkları sırada aracın ABD’ye ait olduğunu bilmediklerini belirten Townsend, “Aracın kime ait olduğunu artık biliyorlar ama [enkazı] iade etmiyorlar. Nerede olduğunu bilmediklerini söylüyorlar ama ben buna inanacak değilim” dedi. 

Haberde, olayın arkasındaki kişilerin, Libya Ulusal Ordusu komutanı Halife Hefter tarafında savaşan Rus özel askeri şirket mensupları olabileceğine işaret ediliyor. 

Rus paralı askerlerinin Libya’daki varlığı da, Hefter güçlerine destek verdikleri de yeni bir haber sayılmaz. Malta’nın 1 Kasım’da ele geçirdiği 56 metreküp hacmindeki konteynırlardan ise Rus devlet matbaası Goznak’ta basılan Libya paraları çıkmıştı. Kargonun muhtemel adresi Hefter güçleriydi. Rus yetkililer yalanlamaya devam etseler de tüm bunlar Rusya’nın Libya’da ağırlığını Hefter’den yana koyduğu görüşünü pekiştiriyor. 

Rusya’nın “dikey iktidar” tarzındaki karar verme mekanizması ve Suriye’de şekillenen bazı siyaset şablonları, paralı askerlerin gönderilmesi dâhil Libya’daki tüm adımların Kremlin tarafından dikte edildiği görüşünü iyice güçlendiriyor. Ayrıca Wagner isimli özel askeri şirketin başında Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakın bir isim olan Evgeniy Prigojin’nin bulunması, Wagner’in Libya’da Putin’in bilgisi ve onayı dâhilinde faaliyet gösterdiği iddialarını inandırıcı kılıyor.

Aslında Rusya’nın Libya politikasında üç unsur iç içe geçmiş durumda: Devlet menfaatleri, Moskova’nın Batı’yla çatışmasında küresel konumunu güçlendirme arayışı ve kimi Rus gruplarının kazanç motivasyonu. 

Yaklaşık bir yıl önce Al-Monitor’da Rusya’nın Libya politikasının itici güçlerine dair üç teori ele alınmıştı. Birinci teori, Dışişleri Bakanlığı ile Savunma Bakanlığı’nın klasik kurumlar arası rekabet çerçevesinde farklı taraflara oynamasıydı: Dışişleri Bakanlığı Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin Başbakanı Fayiz El Sarrac’a, Savunma Bakanlığı’nın da Hefter’e. İkinci teori Rusya’nın sadece elindeki araçları ve iletişim kanallarını çeşitlendirdiği, tüm yumurtalarını aynı sepete koymanın riskine karşı tedbir aldığı şeklindeydi. Bu bağlamda farklı devlet ve devlet dışı birimlerin sahada farklı aktörlerle ilişki kurması anlam kazanıyor. Ancak bu ilişkilerin dereceleri oldukça farklı ki bu da üçüncü teoriye zemin hazırlıyor. O da şu: Batı’daki yaygın kanıyı doğrular şekilde Moskova gerçekten Hefter’den yana tercih yapmış olabilir ve bu durumda Sarrac ekibiyle temasları, oyunda objektif arabulucu olarak kalabilmek adına kapsayıcı bir görüntü verme çabasından ibaret olur. Üçü de belli bir temele sahip olan bu teorilerin illa da birbirilerini geçersiz kılması gerekmiyor.

Ancak üçüncü teori Rusya’nın Orta Doğu politikasında telaffuz edilmeyen bir kuralla çelişiyormuş gibi görünüyor. O da şu: Taraflardan birinin iktidara tek başına sahip olacağı kesinleşmedikçe Rusya o taraftan yana tavır almaktan kaçınıyor. Libya örneğinde ise Kremlin nezdinde Sarrac aleyhine ve Hefter’den yana lobi yapan güçlü menfaat grupları ve kişiler olduğu gibi tam tersi yönde baskı yapanlar var. 

6 Aralık’ta 5. Akdeniz Diyalogu konferansında konuşan Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov şu ifadeleri kullandı: “NATO ülkelerinin askerleri dünyanın dört bir yanında davetsiz bittikleri zaman nedense hiç soru sorulmuyor. Akdeniz bağlamında Suriye’yi örnek alalım… O askerlerin varlığı bir vakıaymış gibi, bir hakmış gibi görülüyor. Ama bir yerde bir şey olunca Bellingcat’ler, başka STK’lar hemen Rusya’nın yine yanlış bir şey yaptığına dair iddialar öne sürüyorlar. (…) Libya’da savaşan taraflara kimlerin destek verdiği sır değil. Burada bilgili insanlar var, herkes biliyor. Bunu unutmayalım. Sansasyon peşinde koşmak yerine işimize bakalım.”

Kamuoyuna karşı Rus siyasetinin ön cephesinde yer alan Dışişleri Bakanlığı, Libya’da şu esaslar temelinde çalışıyor: Rusya’nın bölgesel uzlaştırıcı profilini yükseltmek, petrol sektöründe Muammer Kaddafi’nin devrilmesi sırasında kaybedilen yatırımların geri kazanımını sağlamak ve Batı’nın, kendi siyasetçileri tarafından kışkırtılan krizlerde yapıcı rol oynayamadığını göstermek. Dışişleri Bakanlığı devlet dışı başka aktörlerin de aynı amaçlar doğrultusunda çalışabileceğini öngörebilir ama bu grupların planlarına ya da kim adına çalıştıklarına hâkim olmayabilir. 

Ancak tüm bunların Libya’da oyunun sonuna dair müthiş bir belirsizlik içinde yaşandığını vurgulamak gerekir. Dolayısıyla Rusya’nın resmen veya el altından yaptığı her şey, önemli oranda deneme unsuru içeriyor. Moskova Libya’nın geleceği ve kendi rolüne dair daha belirgin bir çerçeve gördüğü anda Libya politikasının “çok kurumlu” boyutu milli menfaatlere kanalize edilecektir. 

Üst düzey bir Kremlin yetkilisi kimliğinin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Libya’daki durum Rusya’dan değil, Batı’nın lakayıt rejim değişikliği politikaları ve ardından gelen diplomatik acizliğinden kaynaklanıyor. İşin özü budur. Aksini kanıtlama çabaları Rusya karşıtı propagandadan ibarettir. Her iki tarafta [Sarrac ve Hefter] başka ülkelerden bir düzine kadar paralı asker birimi faal. Bunların kim olduğunu hepimiz biliyoruz. Libya’da Rusya’ya göre çok daha büyük siyasi ve ekonomik çıkarları olan ülkeler var ve bunlar Rusya devreye girmeden çok önce işin içindeydi. Ancak ana akım siyasi söylem Libya’nın egemenliğinin, BM silah ambargosunun Rusya tarafından ihlal edildiği, tüm barbarlıkların Rusya tarafından yapıldığı gibi çarpık bir algıyı besliyor. Savaşı taraflardan birinin lehine kazanmak isteseydik bunu çok daha kararlı ve maharetli bir şekilde yapardık.”

Bu sözler Rusya’nın son dönemdeki haberlere duyduğu tepkiyi yansıtmakla kalmıyor. Rusya’nın Libya’daki diğer aktörlerin yaptıklarından rahatsız olduğunu ve kendince “gerçek gündem” olan konulara odaklandığını gösteriyor. 

Örneğin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Sarrac’ın 27 Kasım’da imzaladıkları deniz sınırları ve güvenlik işbirliği mutabakatlarını değerlendiren Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, mutabakatların “Türkiye’nin silah ambargosunu da açıkça delerek Trablus hükümetine sağladığı askeri desteği meşrulaştırmaya çalıştığı” iddialarına neden olduğunu vurguladı. 

Sözcü şöyle devam etti: “Bu durum doğrudan Sayın Sarrac için de pek çok soru doğuruyor. Temennimiz o ki söz konusu mutabakatların tarafları siyasi basiret göstersin, Libya’da ve genel olarak Akdeniz’de zaten gergin olan durumu daha da ağırlaştıracak adımlardan imtina etsinler.”

Bu açıklama Rus uzmanlar arasında mevcut eğilimlerin güçlenmesi halinde Libya’nın Rusya’yla Türkiye arasında ciddi bir çatışma noktasına dönüşüp dönüşmeyeceği tartışmasına yol açtı. 

Lavrov Libya krizinin çözümüne Rusya’nın uzun vadeli bakışını anlatırken önümüzdeki günlerde düzenlenecek Berlin konferansının, Paris ve Palermo’da yapılan önceki konferansların tecrübelerini ve şubatta sağlanan Sarrac-Hefter mutabakatlarını temel alması gerektiğini söyledi. Lavrov şöyle konuştu: “Bildiğiniz gibi bu mutabakatlar Başkanlık Konseyi’nde reform yapılmasını, yeni bir ulusal mutabakat hükümetinin kurulmasını, petrol gelirleri konusunda anlaşma yapılmasını ve yeni bir anayasa hazırlanmasını öngörüyor. Bu gibi kilit konularda anlayış birliği sağlanmadan Berlin’de, Palermo’da ya da başka herhangi bir yerde toplanarak krizin çözüm yoluna girmesi beklenemez."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Rus etkisi, Libya’daki çatışma

Maxim A. Suchkov, Al-Monitor’un Rusya-Orta Doğu bölümünün editörüdür. Doktora derecesine sahip olan Suchkov, Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde görev almakta, ayrıca Kuzey Kafkasya’daki Pyatigorsk Devlet Üniversitesi’ne bağlı Uluslararası İlişkiler Okulu’nda öğretim görevlisi ve araştırmadan sorumlu müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Fullbright programı kapsamında 2010-2011’de Georgetown Üniversitesi’nde, 2015’te de New York Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olan Suchkov, “Kafkasya ve Orta Doğu’daki Rus Dış Politikası Üzerine Denemeler” isimli kitabın yazarıdır. Twitter hesabı: @Max_A_Suchkov

NEVER MISS
ANOTHER STORY
Haber bültenimize üye olun
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept