Körfez’deki Katar krizinde uzlaşı çabaları sonuç verecek mi?

Haziran 2017’den beri abluka altında olan Katar, Körfez zirvesine davet edilmiş olsa da Birleşik Arap Emirlikleri uzlaşı arayışında oyunbozan olabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Körfez İşbirliği Konseyi’nin yıllık zirvesi için Riyad’a gelen dışişleri bakanları, 9 Aralık 2019 Photo by Saudi Press Agency/Handout via REUTERS.

Ara 9, 2019

Katar Emiri'nin 10 Aralık’taki Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) zirvesine davet edilmesi ve son dönemde görülen diğer bazı yumuşama işaretleri, Körfez’deki krizin çözüm yoluna girdiği izlenimini uyandırıyor olabilir. Ancak KİK’te kalıcı bir uzlaşı, ilgili devletlerin tutumları nedeniyle halen zor görünüyor. 

Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed Bin Abdülrahman El Sani’nin ekimde Riyad’a gittiğini duyuran Wall Street Journal gazetesi, Katar’ın Müslüman Kardeşler’le ilişkilerini kesmek dâhil dış politikasında değişim iradesi ortaya koyduğunu yazdı. Suudi Arabistan’la Katar arasındaki temasların arka kanallardan sürdüğü anlaşılıyor. 

Katar KİK’teki krizi çözme, komşularının taleplerini gözetme konusunda istekli bir görüntü veriyor. 

Al-Monitor’a konuşan üst düzey bir Katarlı yetkili, “Katar’a yönelik hukuksuz ablukanın başlangıcından itibaren KİK çerçevesinde çözüm aramaya hazır olduğumuzu ortaya koyduk. Bölgede herkes yeterince mağdur oldu. Biz ablukayı açık diyalog ve herkesin egemenliğine karşılıklı saygı temelinde çözmek için her fırsatı olumlu karşıladık” dedi. 

Gelinen noktada Suudi Arabistan’ı tavır değiştirmeye iten faktörler artmış durumda. 

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Bahreyn gibi üç yakın müttefikini arkasına alan Suudi Arabistan, bu desteğin verdiği özgüvenle haziran 2017’de Katar’a yönelik ablukaya önayak oldu. Amaç Katar’ın yalnızlaştırılmasıydı. Dört ülke Doha’yla diplomatik ilişkileri keserek, seyahat ve ihracat yasakları getirerek Katar’ı kendi siyasi çizgilerine getirmek istediler.

Katar Arap Baharı günlerinde Suudi Arabistan ve BAE’den ayrışmış, Katar’ın El Cezire kanalı güçlü bir örgütsel yapıya sahip Müslüman Kardeşler’e kazanım sağlayan ayaklanmaları destekleyici bir tarzda yansıtmıştı. Müslüman Kardeşler’i kendi rejimlerine tehdit olarak gören Suudi Arabistan ve BAE, Katar’ı izlediği dış politikayla örgütü güçlendirmekle suçlamışlardı. 

Ancak ablukanın başladığı günden bu yana pek çok şey değişti. Suudi Arabistan farklı cephelerde zafiyete uğradı. Mart 2015’te başlayan Yemen savaşında, harcadığı muazzam paraya rağmen ciddi sıkıntılarla karşılaştı. Husiler Suudi Arabistan için ciddi bir güvenlik tehdidi hâline geldiler. 

Aramco petrol tesislerine eylülde düzenlenen saldırı Suudi Arabistan’a büyük bir şok yaşattı. Krallığın ekonomik görünümü zedelendi, bunun da ötesinde ülkenin saldırıya ne kadar açık olduğu ortaya çıktı. Saldırı, Suudi Arabistan’ın agresif dış politikasının geri tepmesi olarak yorumlandı. Katar ise ekonomik açıdan ablukaya dayanabildi, İran ve Türkiye’yle ilişkilerini artırdı, hatta kendi kendine yetme bakımından ilerleme sağladı. 

Haziran 2017’den sonra yaşanan bu gelişmeler, Suudi Arabistan’ı Katar’la ilişkileri onarmaya itiyor.

King’s College’da güvenlik uzmanı olan Andreas Krieg, Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede Suudi Arabistan’ın Husileri muhatap aldığına, İran’la diyaloga daha açık hâle geldiğine dikkat çekti. Krieg’e göre imaj düzeltme fırsatı yakaladığını düşünen Veliaht Prens Muhammed Bin Selman Washington’a “Cemal Kaşıkçı cinayetinin emrini veren, Yemen savaşını başlatan, komşusu Katar’ı abluka altına alan kişi olarak değil, bölgeye istikrar getirebilecek bir isim olarak” hitap etmeye çalışıyor. 

KİK’teki gerilim aslında daha önce yaşanan bir kavgayla gözler önüne serilmiş, Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn mart 2014’te Katar’daki büyükelçilerini geri çağırmışlardı. Kriz aynı yılın kasım ayında çözüldü ancak bahsi geçen ülkeler Katar’ı hizaya getirme çabalarına devam ettiler. 

İlişkilerin düzelmesi, Katar’ın öncelikle Suudi Arabistan tarafından kabulüne bağlı olacak. Son aylardaki gizli temaslar, bu ihtimalin giderek güçlendiği izlenimini veriyor. 

Krieg’in değerlendirmesi şöyle: “Son aylarda arka kanallardan gerçekleşen temaslar ve Katar Dışişleri Bakanı’nın Riyad’a yaptığı ziyaretin uzlaşı imkânı yarattığını düşünüyorum. Washington’un baskıyı yeniden artırmasından sonra Suudilerin bölgede daha yapıcı bir rol oynadığı görülüyor. Bölgesel güç olma iddiasındaki krallığa belki bu yoldan bir miktar siyasi olgunluk kazandırılabilir.”

Ancak Riyad’ın uzlaşı arayışının öncelikli amacı Katar’la ilişkileri geliştirmek değil, kendi çıkarlarını ve itibarını korumaktır. Dolayısıyla husumet alttan alta devam edecek. Nitekim Suudi Arabistan ve BAE 2 Aralık’ta Katar’ı kendisinden beklenenleri yerine getirmemekle suçladılar

KİK zirvesindeki uzlaşı çabaları, 2014 ve 2017 krizlerine yol açan esas anlaşmazlıkları çözmez, en iyi ihtimalle bazı iletişim kanallarının yeniden açılmasını sağlayabilir. Bu da ilerleyen dönemlerde yine kavga çıkabilir anlamına gelir.

Katar da doğal olarak dörtlü bloka karşı güvensizliğini koruyacak, ithalatta yeniden Suudilere bağımlı hâle gelmekten kaçınacaktır. Katar’ın İran ve Türkiye’yle kurduğu ilişkilerden vazgeçmemesi, Suudi Arabistan’ı rahatsız edebilir ancak daha pragmatik bir bölgesel yaklaşıma yönelen Riyad, en azından şimdilik bu durumu göz ardı edebilir. 

Bu arada BAE’nin Katar’la ilişkileri normalleştirme konusunda isteksiz görünmesi, KİK’teki uzlaşı çabalarını tehdit eden önemli bir unsur. 

Krieg’e göre “Muhammed Bin Selman Katar’la ‘soğuk barış’ durumuna dönme konusunda Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayid’den daha esnek görünüyor. Özellikle Abu Dabi’nin gözünde Katar’ın bölgesel iddiaları ve dış siyasetteki stratejik duruşu BAE’nin otoriter istikrar politikasını baltalıyor. (…) Bin Zayid bunu Suudiler kadar göz ardı edemiyor.”

BAE’nin bölgede daha iddialı bir tutum benimsemesi Katar’la anlaşmasını zorlaştırıyor. Ayrıca Riyad’ın yaşadığı ekonomik sıkıntılar ve güvenlik sorunları BAE için geçerli değil ve bu da onu Doha’yla uzlaşı konusunda daha isteksiz kılıyor. 

Yemen’deki stratejileri konusunda anlaşmazlığa düşen Suudi Arabistan ve BAE, buradaki ortak eylem planlarını şimdilik olarak kurtarmış olsalar da görünen o ki KİK’teki çözüm arayışında da ayrışıyorlar. Riyad’ın Katar’la uzlaşıdan yana tavır alması ve Doha’nın buna karşılık vermesi hâlinde BAE’nin muhalefeti gelişmeleri engelleyebilir.

Mısır’da Müslüman Kardeşler’i iktidardan eden 2013’teki karşı devrimden bu yana örgüte göz açtırmayan Kahire yönetimi ise 3 Aralık’ta Katar’ı bir kez daha Müslüman Kardeşler’i desteklemekle suçladı. Kahire bu konuda Abu Dabi’nin söylemlerini takip ediyor ve Doha’nın Müslüman Kardeşler’i resmen yasaklamasını istiyor. 

Hâl böyle olunca Katar’la normalleşme arayışında Suudi Arabistan tek başına kalıyor. Uzlaşı isteğinin ne kadar samimi olduğu ise ayrı bir konu. Abu Dabi Katar’ın bağımsız duruşuna karşı olduğu için Doha’ya yönelik baskının sürmesini isteyecek. Dolayısıyla BAE’nin KİK’teki barış girişimlerini aksatma ihtimali Suudi Arabistan ve Katar’a kıyasla çok daha yüksek.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Mısır-Türkiye dizi savaşına Mısır’ın fetva kurumu da katıldı
Shahira Amin | Sanat ve Eğlence | Şub 16, 2020
Hamas için seçim zamanı: Mısır mı İran mı?
Shlomi Eldar | Gazze | Oca 10, 2020
Türkiye’nin Suriye hamlesi Körfez’i derinden etkileyebilir
Samuel Ramani | | Eki 22, 2019
İran, Suudi Arabistan ve ‘Trump değişkeni’
Saeid Jafari | Donald Trump | Eki 31, 2019
Rusya ve ABD Suriye’de yeni bir işbirliği zemini bulabilir mi?
Igor A. Matveev | ekonomi ve ticaret | Tem 19, 2019

Recent Podcasts

Featured Video