Suriyeli Kürtler cihatçıların ‘yavru aslanlarını’ evcilleştirmeye çalışıyor

Suriyeli Kürtlerin yönettiği bir merkez İslam Devleti’nin çocuk askerlerini ıslah etmeye çalışırken, Mısır’dan Trinidad’a kadar farklı ülkelerin vatandaşı olan çocuklar belirsiz bir gelecekle karşı karşıya. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Suriye’nin Rakka kentinde İslam Devleti’nin bayrağını sallayan bir örgüt mensubu, 29 Haziran 2014 Photo by REUTERS/Stringer.

Oca 31, 2020

Ranzanın üzerinde iki büklüm olmuş bir erkek çocuğu küçük parmaklarıyla bir ipe ustaca boncuklar diziyor. Ortaya kalp şeklinde bir anahtarlık çıkıyor. Üstünde “aşk” yazıyor. Az ötede iki oğlan monopol oynuyor. Bir başkası ortak mutfak alanında gözleme çeviriyor. Diğerleri ise National Geographic kanalını seyrediyor ya da aralarında şakalaşarak avluda dolaşıyorlar. 

Mısır’dan Bosna’ya, Fransa’dan Pakistan’a çeşitli ülkelerin vatandaşı olan bu çocukları, kendilerine kafa kesmeyi ya da intihar eylemcisi olmayı vadetmiş karanlık bir geçmiş birleştiriyor. Onlar, İslam Devleti’nin (İD) “halifeliğin yavru aslanları” dediği çocuk askerleri

Kuzeydoğu Suriye’de cihatçılarla mücadelede binlerce insanını kaybeden Kürt önderliğindeki özerk yönetim, şimdi de bu kemerli, kırmızı tuğla binada 130 civarında çocuğu “rehabilite” etmeye çalışıyor. Yerli halk, binanın bir zamanlar medrese olduğunu ve Türk-Fars asıllı Gazneli şeyhler tarafından inşa edildiğini söylüyor. 

Kamışlı’nın doğusunda bulunan bu yapı bugün Huri Merkezi olarak faaliyette. Merkez Sarah Musa adında genç bir Kürt kadını tarafından yönetiliyor. Musa, “Bu, en tehlikeli çocuklardan biri” diye bahsederken çalışma odasına esmer, kısa saçlı, yeşil gözlü bir çocuk giriyor ve yanımıza oturuyor. Mülakat boyunca yüzünde hiçbir duygu belirmiyor, kaskatı oturuyor ve soruları robot gibi yanıtlıyor. Adı Hasan. Yaşı 16 ama 12 civarında gösteriyor. “Doğum günlerini umursamıyorum” diyor. 

Deyrizorlu olan Hasan, 2014 yılında annesi, babası, üç erkek ve üç kız kardeşiyle birlikte Rakka’ya göçmüş. Babası burada İD’in infazcısı olmuş. Hasan, İD’in Arapça kısaltmasını kullanarak “Ben Daeş’liyim” diyor ve ekliyor: “Ben savaş eğitimi aldım. Cennete gideceğim söylendi. Allah’a hâlâ inanıyorum ama artık namaz kılmıyorum. Amcamın evinde Ezidi kadınlar gördüm.” Görünen o ki amcası halifeliğin görece üst kademelerinde yer alıyormuş.

Bugün artık silinmiş olmakla birlikte Hasan’ın kesik bir baş tutarken YouTube görüntüsü olduğunu söyleyen Musa, çocuğu şöyle anlatıyor: “Hasan buraya ilk geldiğinde diğer çocuklar ondan çok korkuyordu. Son derece zeki bir çocuk. Belli ki yoğun bir eğitimden geçmiş. İçine kapalı. Diğer çocukları izliyor ama oyunlarına asla katılmıyor.”

Hasan’ın babası artık hayatta değil. Tabka’da yaşayan annesi ise Hasan’ın merkeze getirildiği ve çocuk mahkemesinde terör faaliyetlerinden yedi yıl ceza aldığı 2017 yılından beri ziyaretine gelmiyor. 

Hasan’a hiç kafa kesip kesmediğini soruyoruz. “Hayır, kimsenin kafasını kesmedim” diyor. “Kafa kesmek İslam’da yok. O hayat iyi bir hayat değildi. Keşke normal hayatıma, Daeş öncesine dönebilsem.”

Peki, bu mümkün mü? Sürekli merkezde kalan eğitimci Nura Hasso, çocuklara “iyi davranmayı ve kendilerine saygı duymayı” öğretirken her gün bu soruyla boğuşuyor. Normal hayata dönüş mümkünse bu nasıl olacak? 

Kamuoyunun tepkisinden çekinen yabancı hükümetler çocukları geri almaya hevesli değil. Norveç’teki koalisyon hükümeti, iki çocuklu bir “İD gelinini” ülkeye kabul etme kararına tepki gösteren sağcı ortağının çekilmesiyle geçtiğimiz günlerde çöktü. 

Anneler ve/veya çocuklar geri kabul edildiği zaman bu, yasayla sabit bir uygulama olarak değil vaka bazında gerçekleşiyor.

Her hâlükârda Batılı hükümetler pek çok zaman bu kişileri radikal fikirlerden arındırmanın mümkün olmadığını öne sürerek onları kolaylıkla siliyorlar. ABD Barış Enstitüsü’nün şiddete varan aşırıcılıkla mücadele direktörü Leanne Erdberg, çıtayı aşırı yüksekte tutan “deradikalizasyon” kavramının bir kenara bırakılması ve yerine şiddetten kopuş kavramının benimsenmesi gerektiği görüşünde. 

Al-Monitor’un sorularını e-mail ile yanıtlayan Erdberg şöyle diyor: “Hükümetler bu insanlar radikalizmden arınsın, yani inançlarından vazgeçsin diye düşünüyorlarsa bu, hayli imkânsız. Şiddetten kopuş ise şiddet içeren davranışları, grup kimliğini terk etmek anlamına geliyor. İnsanların türlü gruplardan ayrılabildiğini görüyoruz. Çeteler, tarikatlar, mafya örgütleri, istismarcı aileler, milis grupları, hatta terörist gruplardan… Şiddetten kopuşu tartışarak hükümetler bireylere ya da en azından bazı bireylere ulaşmanın pratik yollarını bulabilir ve şiddeti reddetme imkânı tanıyan politikalar hayata geçirebilir.”

Hasan gibileri için şiddetten kopmak kritik önemde. Hasso’ya göre dört yıl daha cezası olan Hasan, 18’ine geldiğinde yetişkinler cezaevine geçmek zorunda kalacak ve “burada yapılan tüm iyi şeyler yok olacak.” Hasso, “Çocuklar hem suçlu hem mağdur konumunda. Ciddi travmaları var. Nefes zorlukları çekiyorlar. Baş ağrıları oluyor, zihin karışıklığı yaşıyorlar. Sigara içmeyi seviyorlar” diyor.

Yaşları 11 ilâ 18 arasında değişen çocuklar her gün matematik, biyoloji, tarih gibi dersler görüyorlar. Ayrıca “ahlak” eğitimi alıyor, kadınlara eşit davranmayı öğreniyorlar. Eğitim dili Arapça.

Bazı çocuklarda intibak işaretleri görüldüğünü belirten Hasso, “Oğlanlar, özellikle de yeni gelenler kadın olduğum ve başım açık olduğu için gözlerini benden kaçırırlardı” diye anlatıyor. 

Merkezi ziyaretimiz sırasında bu tür bir taassuba pek rastlamadık. Onlarca çocuk bir kadın gazeteciyle doğrudan göz teması kurmaktan çekinmedi, hatta tebessüm edenler, kucaklanmaya izin verenler oldu. 

Dubai merkezli Al Arabiya televizyonunun tanınmış muhabiri Rola Hatib, Huri Merkezi’ndeki çocuklarla Nisan 2019’da ilk kez mülakat yaptığında pek çoğunun hasmane davrandığını anlatıyor. Suriyeli bir çocuk kadın gazeteciyi “infaz edeceğini” söylemiş. Al-Monitor’a konuşan Hatib, “Öyle bir afalladım ki ne diyeceğimi bilemedim ve sadece güldüm” diyor. Hatib birkaç ay önce tekrar merkeze gittiğinde çocukların çoğu kendisini tanımış ve yanına gelmiş. Hatib çocukların bu kez “normal çocuklar gibi cana yakın davrandığını” anlatıyor. 

Daha önce Hatib’in de görüştüğü Hasan, “Kadınlarla ilgili düşüncelerim burada değişti. Evlenip Tabka’ya yerleşmek isterim” diyor. 

Yeni yayınlanan “Small Arms: Children and Terrorism” (Küçük Silahlar: Çocuklar ve Terörizm) isimli kitabın yazarı olan Georgia Eyalet Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mia Bloom’a göre “Tüm çocuklar kesinlikle topluma yeniden kazandırılabilir. Bunun bir nedeni, çocukların belli bir yaşa gelene kadar ideolojileri içselleştirmemesi.” 

Al-Monitor’un sorularını telefonla yanıtlayan Bloom, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çocukların nelere tanıklık ettiğini, neler yapmaya zorlandığını saptamamız, ayrıca onlara da neler yapılmış olabileceğini düşünmemiz lazım. Çünkü İD’in, çocukları, hatta Şii erkek çocuklarını cinsel yönden istismar ettiği durumlar var. Mesele, Ezidi kızlarının esir edilmesi, yedi-sekiz yaşlarında evlendirilmesiyle sınırlı değil. Bazı erkek çocukları daha dört yaşındayken infazcı olmaya eğitildiler. Çok küçük olanları geri kazanmak mümkün çünkü onlar yaşadıklarını unutabiliyor.”

Bloom’a göre asıl mesele, “savaş öncesine dair de fazla iyi anısı olmayan ve çocukluklarına dair tek hatırladıkları bu olan” 11-12 yaşlarındaki çocuklar. 

Bu profile uyan çocuklardan biri, 2015 yılında 10 yaşındayken annesi, babası, üç erkek ve iki kız kardeşi ile birlikte Dağıstan’dan Suriye’ye gelen Hamza. Hamza’nın bugün tek isteği “babuşkasına [büyükanne] ve okuluna geri dönmek.” Hamza’nın babası Musul’daki çatışmalarda ölmüş. Annesi yeniden evlenmiş. İkinci eş de koalisyonun hava saldırılarında ölmüş. Hamza annesi ve kardeşleriyle birlikte Kürt önderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından Bağuz’da ele geçirilmiş. 

Ailesinden ayırıldığını ve bir kamyonun arkasında “Amerikalılara götürüldüğünü” söyleyen Hamza, “Parmak izlerimi aldılar ve soruşturmadan geçtikten sonra beni anneme geri göndereceklerini söylediler. Ama göndermediler” diye anlatıyor. 

“Terör eğitimi” almakla suçlanan Hamza’nın karnında bir şarapnel parçası var. Kendisine yönelik şüphelerin, yaşının yanı sıra bu yaralanmadan kaynaklanmış olması muhtemel. Yarası açık olan Hamza’nın acilen ameliyata ihtiyacı var. Musa, “Ya Şam’da ya da Irak Kürdistanı’nda ameliyat edilmesi lazım ama yapabileceğimiz bir şey yok” diyor.

Çocukların Huri Merkezi’ne hangi kriterlere göre getirildiği, hatta net bir kriter olup olmadığı belli değil. Merkezin kapasitesi en fazla 100 civarında çocuğa yetebiliyor. Sayısı belli olmayan, bazısı ağır yaralı ve yetersiz beslenmiş pek çok erkek çocuğu, kuzeydoğu Suriye’nin başka yerlerinde ve çoğu zaman berbat koşullarda tutuluyor. 

Birleşmiş Milletler ve Suriye’de faal olan diğer uluslararası örgütler, özerk yönetimi tanımayan Şam hükümetini kızdırmamak adına Huri Merkezi gibi kuruluşlardan uzak duruyor. Dış destekten mahrum kalan Kürt makamlar aşırı yükün altında eziliyor. Türkiye’nin ekimdeki askeri harekâtı on binlerce insanı yerinden etti ve durum daha da kötüye gitti. 

İnsan Hakları İzleme Örgütü ekimdeki raporunda kimsesiz erkek çocuklarının tutulduğu bir merkezde kalan 16 yaşındaki bir çocuğun sözlerine yer veriyor. Çocuğa göre SDG ve ABD güçleri “hangi çocukların hapishaneye, hangilerinin kamp ve merkezlere gönderileceğine gelişigüzel karar veriyormuş gibi görünüyor.” Çocuk şöyle konuşuyor: “Bir Amerikalı beni iki defa hapishaneye gideceklerin sırasına koydu. Bir diğer Amerikalı ise ona küfür etti ve ‘Bunu niye geri getirdin? Çocuk küçük’ dedi.” 

Musa merkezdeki tüm çocukların burada bulunmasının “bir sebebi” olduğunu söylüyor. Yani bu çocuklar şiddet eylemlerine karışmış. Ancak çocukların hepsinin böyle olduğuna inanmak zor. İpten kalp yapan 12 yaşındaki Ömer, utangaç bir Mısırlı çocuk. Merkeze Mart 2018’de, İD’in son kalesi Bağuz’un düşmesinden sonra getirilmiş. Babası koalisyonun Deyrizor’daki hava saldırılarında ölmüş. Annesi ve altı yaşındaki kız kardeşi, İD militanlarının yakınlarının tutulduğu Roj kampında kalıyorlar. Halifelikte hayatın zor olduğunu anlatan Ömer, “Hep hava saldırıları oluyordu. Yiyecek yoktu, sadece ekmek…” diyor. Yalvaran gözlerle bakarak “Ben asla kötü bir şey yapmadım. Ben diş hekimi olmak istiyorum” diye ekliyor.

Gözlemelerin pişirilmesine yardım eden 16 yaşındaki Trinidad uyruklu Sulay Su ise Suriye’ye annesiyle beraber kötü bir üvey baba tarafından sürüklenmiş. Silah kaçakçısı olan adam, onları Suudi Arabistan’a tatile götürdüğünü söylemiş. Su ile “yumruk çakma” selamı yapan Musa, “Bu bizim en iyi öğrencilerimizden biri” diyor. Su’nun hikâyesini ağustosta duyuran İngiliz The Daily Telegraph gazetesine göre Su, sorumsuz, suça meyilli ebeveynlerin talihsiz bir kurbanı idi. Su’nun Suriye’den alınması için Trinidad hükümetine çağrılarda bulunan abla Sarah Lee, sesini duyurabilmiş değil. 

Bloom’a göre “İD zamanında doğma şansızlığını yaşayan çocuklar ömür boyu lekelenmiş oluyor.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Suriyeli Kürtler yeni bir tehlikeyle karşı karşıya: Petrol kirliliği
Dan Wilkofsky | Petrol ve gaz | Haz 30, 2020
Suriyeli Kürtler birlik için ‘tarihi adım’ atarken Ankara sessiz
Amberin Zaman | Suriye çatışması | Haz 17, 2020
ABD’nin Suriye yaptırımları Kürt müttefiklerini de tehdit ediyor
Jared Szuba | ekonomi ve ticaret | Haz 9, 2020
Pentagon: Kürt kontrolündeki Arapların hoşnutsuzluğu Şam ve Moskova’ya yarıyor
Jared Szuba | Suriye çatışması | May 15, 2020
Rapor: Suriye Milli Ordusu Libya’ya çocuk askerler gönderiyor
Amberin Zaman | Libya’daki çatışma | May 8, 2020

Recent Podcasts

Featured Video