Türkiye-İsrail ilişkileri: Yumuşama işaretleri ne kadar gerçekçi?

İsrail’in ulusal havayolu şirketi El Al’ın Türkiye’ye kargo seferlerine yeniden başlaması, İsrail-Türkiye ilişkilerinde yumuşama anlamına gelmiyor.

al-monitor 24 Mayıs 2020’de İstanbul’a inen El Al kargo uçağında görüntülenen Türkiye ve İsrail bayrakları.  Photo by Photo by TWITTER.
Amberin Zaman

Amberin Zaman

@amberinzaman

İşlenmiş konular

hakan fidan, annexation, benjamin netanyahu, mavi marmara, turkish-israeli relations, iranian-israeli conflict, cyprus, eastern mediterranean, turkish-israel relations, el al, recep tayyip erdogan

May 27, 2020

Türkiye-İsrail ilişkilerinde yumuşama olabileceğine dair son günlerde artan bir iyimserlik söz konusu. İsrail ulusal havayolu şirketi El Al’ın 10 yıllık bir aranın ardından Türkiye’ye kargo seferlerine başlaması ve ilk uçağın 24 Mayıs’ta İstanbul’a inmesi olumlu bir işaret olarak görüldü. Yıllarca müttefik olan Türkiye ve İsrail’in ilişkileri, Mayıs 2010’da Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara filosundaki dokuz Türk aktivistin İsrailli komandolar tarafından öldürülmesi üzerine dibe vurmuş, iki ülke arasındaki uçuşlar da durmuştu. 

Ancak El Al uçağı ABD’ye COVID-19’la mücadele için götüreceği tıbbı malzemeyi yüklerken, Ramazan Bayramı vesilesiyle ABD’li Müslümanlara seslenen Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Batı Şeria’nın neredeyse yarısını ilhak etmeyi planlayan İsrail’e öfke püskürüyordu. 

“İsrail tarafından Filistin’in egemenliğini ve uluslararası hukuku hiçe sayan yeni bir işgal ve ilhak planının devreye sokulduğunu” söyleyen Erdoğan, “Filistin topraklarının kimseye peşkeş çekilmesine göz yummayacağız” dedi. Ayrıca Kudüs’ün “dünya Müslümanlarının kırmızı çizgisi olduğunu” vurgulayan Erdoğan, Ankara’nın İsrail’e karşı genel tavrının değişmediğini ortaya koydu.

Bu sözlere en çok canı sıkılanlardan biri İsrail’in Ankara’daki maslahatgüzarı Roey Gilad olmalıydı. Zira Gilad 21 Mayıs’ta Halimiz sitesinde yayınlanan makalesinde karşılıklı büyükelçi ataması için çağrıda bulunmuştu. Mayıs 2018’de, Gazze’de kan dökülmesi ve ABD’nin Tel Aviv Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma kararı üzerine Türkiye, İsrail Büyükelçisi Eitan Naeh’den “bir süre ülkesine dönmesini” istemişti. O tarihten beri iki başkentte de büyükelçi yok. 

Gilad bahsi geçen makalesinde İsrail ve Türkiye’nin her konuda anlaşmak zorunda olmadığını ancak iki ülkenin ortak kaygıları olduğunu vurguluyordu. Türkiye özellikle Suriye’de İsrail’in baş hasmı İran ve İran’ın “vekili” Hizbullah’la giderek ters düşüyor. Gilad’a göre taraflar anlaşmazlıklarını bir kenara koyup ortak menfaatlere, ortak düşmanlara odaklanabilirdi. 

Ancak iki tarafı da buna itecek bir sebep olmadığı ortada, özellikle de Benjamin Netanyahu gibi şahin bir isim İsrail’de başbakanlık koltuğunu korurken. Mevcut koşullarda Erdoğan, Netanyahu görevde kaldığı sürece ilişkilerin normalleşebileceğine inanmıyor, Netanyahu da aynısını Erdoğan için düşünüyor. 

Konuya vakıf İsrailli bir kaynağa göre “işler bildiğiniz gibi.” Kimliğinin saklı kalması kaydıyla konuşan kaynak şöyle devam etti: “1949-2010 döneminden farklı olarak İsrail artık Türkiye’nin peşinden koşmuyor. İsrail menfaatlerini çeşitlendirdi ki bunda Erdoğan Türkiye’sinin bu menfaatleri gözetmemesi özellikle etkili oldu. İsrail’le ilişkiler gözden çıkarıldı.”

Kaynak, Türkiye-İsrail dostluğunun altın çağını yaşadığı, Türkiye’de son sözü İslamcılık karşıtı generallerin söylediği, İsrail uçaklarının Türk semalarında eğitim yaptığı 1990’lı yılları kastediyordu. Erdoğan yönetiminde ise Türkiye kıdemli Hamas üyelerine ev sahipliği yapıyor, “alenen” İsrail karşıtı ve antisemitik söylemler kullanmaya devam ediyor. Netanyahu yönetimindeki İsrail ise Filistin meselesinde iki devletli çözümü fiilen terk etmiş durumda. 

Kaynak, “İsrail’de [Türkiye’yle ilişkileri düzeltmek için] bir kez daha kumar oynayacak bir siyasi irade var mı? Ne uğruna? İsrail ve Türkiye şu an sahip olmadıkları ne elde edecek?” diye soruyor.

Erdoğan’ın, iç siyasette kıymetli bir propaganda malzemesi olan Filistin davasının savunuculuğundan vazgeçeceği, hele de bunu İsrail Filistin topraklarında yeni bir ilhak planlarken yapacağı, baştan beri zaten hayalci bir fikirdi. 

Al-Monitor’un sorularını e-posta ile yanıtlayan İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün kıdemli araştırmacısı Gallia Lindenstrauss’a göre Ankara için İsrail’de büyükelçisinin olmamasının tek bir bariz dezavantajı var: “Bu durum, ilhaka karşı daha yaratıcı ya da gereğinden daha sert bir tepki gerektirecek. Zira Ankara büyükelçisini geri çekme gibi daha yumuşak bir diplomatik seçeneğe sahip değil.”

Öte yandan, İsrail ile Türkiye arasındaki ticaret, çoğunlukla Türkiye lehine olmak üzere artmaya devam ediyor. El Al’ın kargo uçuşlarına yeniden başlaması da bu eğilimi yansıtıyor. Dahası, Hamas’la ilgili sürtüşmelere rağmen istihbaratta işbirliğinin sürdüğünü İsrailli kaynaklar teyit ediyor.

Kimliklerinin saklı kalmasını isteyen konuya yakın iki kaynağa göre Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan ile İsrailli mevkidaşı Yossi Cohen, sonuncusu ocakta olmak üzere son 10 ayda en az iki görüşme yaptılar. Bilgi doğruysa bu görüşmeler aslında sıra dışı sayılmaz. İsrail’le diplomatik ilişkisi olmayan Körfez devletleri bile ortak hasımlara karşı İsrail’le istihbarat paylaşımında bulunuyor.

Kaynaklardan biri ocaktaki görüşmenin Washington’da, diğerinin de Berlin’de yapıldığını söyledi. Aynı kaynağa göre görüşmelerin ana gündemi Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz idi.

İsrail’le yumuşama yorumları bir ölçüde de Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yaşadığı sıkıntılardan kaynaklandı. Türkiye’nin sondaj hakları nedeniyle kafa kafaya geldiği Yunanistan, Kıbrıs ve Mısır iki hafta önce Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki “yasa dışı” sondaj faaliyetlerini ve “yayılmacılığını” kınayan ortak bir açıklamaya imza attılar. Yunanistan ve Kıbrıs’la boru hattı anlaşması imzalayan İsrail’in bu açıklamaya katılmaması, ilişkilerin düzelmekte olduğunun işareti olarak görüldü. Bu da Türkiye ve İsrail’in deniz sınırlarını belirlemek için gizli görüşmeler yürüttüğü iddialarına yol açtı. Ankara’daki İsrail Büyükelçiliği ise bu iddiaları süratle yalanladı.

Görüşmeler olsun veya olmasın Lindenstrauss başka bir noktaya dikkat çekiyor: “Enerji fiyatlarının düşmesi, bölgedeki doğal gazın işlenmesi ve ihracı konusunda büyük soru işaretleri doğuruyor. Bu durum, tüm aktörlerin hesaplarını hâlihazırda değiştirmediyse yakın gelecekte değiştirecektir.” 

Dünya enerji fiyatlarındaki çarpıcı düşüş nedeniyle İsrail gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştıracak bir boru hattına yönelik müzakerelerin canlanması ihtimali de azalıyor.

Libya’ya gelince Lindenstrauss şöyle diyor: “İsrail’in zaten yeterince sorunu var. Diğer aktörlerin Türkiye’yle yaşadığı çatışmaların içine çekilmek pek cezbedici sayılmaz.”

Suriye’de ise Türkiye ve İsrail’in menfaatleri biraz daha örtüşüyor. İran’ın Suriye savaşına müdahil olmasından bu yana İsrail, İran’ın Suriye’deki askeri varlıklarını vuruyor. Gilad’a göre İdlib’de rejim saldırılarında 50 civarında kayıp veren Türkiye’nin İran destekli güçleri vurması, menfaat örtüşmesini gösteriyor. 

Washington’da yaşayan analist Ceng Sagnic ise şöyle diyor: “Türkiye’nin İdlib ve civarlarında İran ve Hizbullah destekli güçlerle çatışması ve Hamas üzerinde nüfuz sahibi olması, onu İsrail için yararlı bir aktör kılıyor. Dolayısıyla, Şii ekseninin güçlendiği bir dönemde İsrail’in Türkiye’yle yeni bir açılım arayışında olabileceği fikri tamamen dışlanamaz.”

Berlin merkezli düşünce kuruluşu SWP’de misafir araştırmacı olan Hamidreza Azizi, Ankara-Tahran geriliminin Suriye’de artmakta olduğunu kabul ediyor ancak Türkiye ve İsrail’in buradaki işbirliği potansiyelinin abartıldığını düşünüyor. 

Azizi Al-Monitor’a e-posta yoluyla yaptığı değerlendirmede şöyle diyor: “Türkiye’nin kuzey Suriye’de nüfuz alanları oluşturma arzusunun İran’ın Suriye’nin tamamında Esad’ın kontrolünü sağlama arzusu ile çeliştiği baştan beri ortadaydı. Türkiye’nin İdlib’de İran destekli gruplarla karşı karşıya gelmesi, tam da bu çelişkinin sonucuydu.”

Azizi şöyle devam ediyor: “Ancak ben bunun, İran’ın Suriye’deki nüfuzunu kırmak isteyen İsrail ve ABD’ye yardımcı olacağını düşünmüyorum. İran hâlihazırda güneyde, özellikle de güneydoğudaki Deyrizor’da konumlanmış durumda. Türkiye’nin ise İran destekli gruplara karşı bu kadar ileriye gitmek için ne potansiyeli ne de isteği olmadığı görülüyor.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Fransa Türkiye için neden kullanışlı bir rakip?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Tem 10, 2020
Sirte neden herkesin kırmızı çizgisi?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Haz 20, 2020
İstanbul’un fethini 'işgal' diye tanımlayan Mısır kurumu eleştiri oklarının hedefinde
Menna A. Farouk | | Haz 19, 2020
Ekonomik kriz erken seçimi zorluyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Haz 15, 2020
İsrail’in ilhak planı iki eski komutanın elinde
Ben Caspit | | Haz 12, 2020

Recent Podcasts

Featured Video