Suriyeli Kürtler birlik için ‘tarihi adım’ atarken Ankara sessiz

Suriye’deki rakip Kürt grupları nisanda ABD arabuluculuğunda başlayan görüşmeler neticesinde aralarında birlik sağlama konusunda ön mutabakata vardıklarını açıkladılar.

al-monitor Kuzeydoğu Suriye’deki iki ana Kürt blokunun temsilcileri Haseke’de varılan mutabakatı açıklarken, 17 Haziran 2020.  Photo by Photo by TWITTER/Mo_Herdem..
Amberin Zaman

Amberin Zaman

@amberinzaman

İşlenmiş konular

Suriye çatışması

Haz 17, 2020

Kuzeydoğu Suriye’deki rakip Kürt grupları, uzun zamandır erişilmez bir hedef gibi görünen Kürt birliğini sağlama yönünde “tarihi bir adım” attıklarını ve ön mutabakata vardıklarını duyurdular. Kürt Ulusal Konseyi (KUK) çatısı altında bulunan muhalif gruplar ile bölgeyi yöneten Demokratik Birlik Partisi’yle (PYD) ittifak eden grupların 17 Haziran’da yaptıkları açıklama, nisanda ABD’nin arabuluculuğuyla Kürt kontrolündeki Haseke kenti dışında bir Amerikan üssünde başlayan görüşmelerin sonucu.

Taraflar ortak açıklamada “Kürt birliğine yönelik müzakerelerin birinci turunu tamamladıklarını” ve “ortak bir siyasi vizyona” ulaşarak diyalogu sürdürmenin zemini olarak “kamu idaresi ve savunma alanlarında yönetim ve ortaklık konulu 2014 Dohuk Anlaşması’nın değerlendirilmesinde mutabık kaldıklarını” belirttiler. Ancak bunun ötesinde ayrıntı vermediler. 

Saatler içinde ABD’nin Suriye Büyükelçiliği’nden de açıklama geldi. İngilizce, Arapça ve dikkat çekici bir şekilde Kürtçenin Kurmanci lehçesinde yapılan açıklamada şöyle denildi: “Bu anlayış birliği, Suriyeli Kürt siyasi gruplar arasında siyasi koordinasyonu arttırma yönünde ABD’nin desteğiyle atılan önemli bir ilk adımı simgelerken, Esad rejimine muhalif tüm Suriyelilerin yararına olup 2254 sayılı BM kararı doğrultusunda Suriye savaşının barışçıl çözümüne katkı yapacaktır.” 

KUK ise 18 Haziran’da yaptığı açıklamada taraflar arasında bilinen anlamda bir anlaşma değil “anlayış birliği” sağlandığını vurgulayarak görüşmelerin ne denli hassas ve kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu. 

KUK’un hamisi olan Kuzey Irak’taki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani’nin aracılığıyla sağlanan Dohuk Anlaşması’nda, rakip grupların yönetimde eşit temsil edilmesi ve silahlı güçlerini birleştirmesi öngörülmüştü. Ancak iç çekişmeler ve dış müdahaleler sonucunda anlaşma akamete uğramış, başlıca dış müdahaleler Kürtlerin birliğini varoluşsal tehdit olarak gören Türkiye’den gelmişti. 

KUK blokunda yer alan bazı kesimler Türkiye destekli Suriye muhalefetiyle bağlantılı olup İstanbul’da üslenmiş durumda. 

PYD aradan geçen zamanda gücünü istikrarlı bir şekilde pekiştirdi, partinin silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri (YPG) de İslam Devleti ile mücadelede ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nde (SDG) öncü bir rol üstlendi.

Kürt birliğine yönelik bu son girişim, Türk ordusunun Ekim 2019’da Fırat’ın doğusuna girmesinin ardından SDG komutanı Mazlum Kobane tarafından başlatıldı. Türkiye’nin harekâtı, ABD askerlerinin Türk sınırından çekilmesi ve yerlerine Rus ve rejim güçlerinin girmesiyle sonuçlanmıştı. Ardından Türkiye’nin askeri müdahalesini daha da genişleteceği endişesi azaldı, ABD Başkanı Donald Trump da 500 civarında ABD askerini “sadece petrol için” kuzeydoğu Suriye’de tutmaya karar verdi. Ancak Suriyeli Kürtlerin sekiz yıllık özerklik deneyimi hâlen risk altında. 

Taraflar ortak bir cephe oluşturmayı gerçekten başarabilirlerse teoride bu, PYD’nin BM himayesindeki Cenevre görüşmelerinde temsil edilmesini sağlayacak. Şu an donmuş olan müzakerelerin hedefi, Suriye anayasasının değiştirilmesi ve demokratik seçimlerin ardından yeni anayasanın yürürlüğe girmesi.

KUK müzakerelerde yer alırken Türkiye PYD’nin katılımını engelledi. Bunun nedeni PYD’nin, Türkiye’de 1984’ten beri silahlı mücadele yürüten PKK’da yer almış isimler tarafından kurulmuş olması. PKK, Türkiye’nin yanı sıra ABD ve Avrupa Birliği tarafından da terörist örgüt olarak kabul ediliyor. 

Kobane KUK, KDP ve ideal bir dünyada Türkiye’yle anlaşabilmek için ABD’yi devreye girmeye ikna etmiş olurdu. Kobane 17 Haziran’da ön mutabakatın “önemli bir sonuç” olduğunu ve “Rojava Kürdistanı’nda ulusal Kürt mutabakatı için zemin sağladığını” belirtti. Rojava Kürtçede Batı Kürdistan ya da Suriye Kürdistanı anlamında kullanılıyor. İşbirliği yapması için KUK’u sıkıştıran Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’ye de teşekkür edildi. 

Özel sohbetlerde her iki taraftan kaynaklar, 17 Haziran’daki mutabakatı görüşmeleri sürdürme yönünde bir niyet beyanı olarak niteliyor ve iktidar paylaşımıyla ilgili konuların henüz ayrıntılı şekilde ele alınmadığını söylüyorlar. 

ABD’nin 17 Haziran’da Beşar Esad rejimine karşı Sezar Yasası kapsamında başlattığı yeni yaptırımlar da uzlaşının bir an önce sağlanması için basınç oluşturuyor. Washington yaptırımların insani faaliyetleri engellemeyeceğini iddia etse de Suriye lirasının çöküşünün halkın alım gücünü vurduğu bir ortamda Kürt yetkililer yaptırımların etkisinden endişeli. COVID-19 salgınının yanı sıra Kürt yönetiminin ana gelir kaynağı olan petrolün düşen fiyatı da Kürt yönetiminin sıkıntılarını derinleştiriyor. Türkiye’yle ilişkilerin yumuşaması ve buna bağlı olarak sınırların ticarete açılması hâlinde bu olumsuz etkiler hafifleyebilir.

Yeni yayınlanan “The Kurds of Northern Syria” (Kuzeydoğu Suriye’deki Kürtler) isimli kitabın yazarlarından Wladimir van Wilgenburg’a göre 2014’teki anlaşmadan farklı olarak 17 Haziran’daki açıklamanın Irak Kürdistanı’ndan değil Suriye’den yapılması, açıklanan metnin meşruiyetini önemli oranda artırıyor. Dahası bu defa hem ABD doğrudan devrede hem de PYD cephesinin tepe askeri isimlerinden olan ve Rojava’da farklı ideolojik kesimlerden geniş halk desteği alan SDG komutanı Kobane bizzat işin içinde. Al-Monitor’a konuşan van Wilgenburg’a göre “Uluslararası bir garantör olmasaydı KUK’un yeni bir anlaşma kabul etmesi zor olurdu.” 

Ancak Kobane’den ve ABD’nin kuzeydoğu Suriye’deki en kıdemli diplomatı William Roebuck’tan iyimser açıklamalar gelirken, savaş uçaklarıyla desteklenen Türk kara güçleri Irak Kürdistanı’nda yürüttükleri Pençe-Kartal Harekâtı’nın üçüncü gününde PKK hedeflerini vuruyordu. Kobane operasyondan kısa süre önce Bağdat’a gitmiş ve İslam Devleti’ne karşı güvenlik işbirliğini görüşmüştü. 

Haziran başındaki bu ziyaretin üstünden bir hafta geçmeden Türkiye’nin istihbarat şefi Hakan Fidan da Bağdat’a gitti. Irak, Türkiye’nin son saldırısını düşük tonlu bir açıklamayla ve Türkiye’nin Bağdat büyükelçisini Dışişleri Bakanlığı’na çağırarak protesto etti. 

Kürtlerin birlik müzakerelerine vakıf kaynaklara göre 17 Haziran’daki açıklama aynı gün Suriye’den ayrılmayı planlayan Roebuck’un “ağır baskısı” altında yapıldı. Bazı yorumlara göre ise açıklamanın zamanlamasını, Türk operasyonunun yansımalarını bastırma isteği tayin etti.

Türk savaş uçaklarının 15 Haziran’ın erken saatlerinde vurduğu 80 hedeften biri olan Şehit Rustem Cudi Mahmur Mülteci Kampı'nın kadın diplomasi sözcüsü Leyla Arzo Eylhan, Hawar Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada Bağdat, KDP ve ABD önderliğindeki koalisyonu Türkiye’yle üstü kapalı işbirliği yapmakla, saldırılara onay vermekle suçladı

Türkiye’nin artan askeri baskısı altında olan PKK, birlik görüşmelerine genel olarak destek veriyor. PYD üzerinden de olsa ABD’yle angaje olmak, PKK’nın KDP’yle pürüzlü ilişkilerinde kullanışlı bir kart ve daha da önemlisi Rojava’nın ayakta kalması bakımından kilit bir unsur olarak görülüyor. PKK’nın bakış açısına göre Ankara’yla 2015’te çöken barış görüşmeleri bir gün yeniden başlayacak olursa örgütün en önemli pazarlık kozu Rojava olacak. 

Ancak PKK’daki bazı şahinler ve örgüt sempatizanları, görüşmelerin bir tuzak olduğunu ve nihai amacın PKK’yı yok etmek olduğunu savunuyorlar. Washington ise Rojava yönetimini KUK ve Türkiye açısından daha makbul kılmak amacıyla PKK kadrolarının temizlenmesi için baskı yapıyor ve bu da bu tür kuşkuları güçlendiriyor. Kimliğinin saklı kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden üst düzey bir yetkiliye göre Rojava’daki “PKK komiseri” olarak görülen kıdemli PKK mensubu Sabri Ok artık Kamışlı’da değil. Yetkili, Ok’un bölgeden ne zaman ayrıldığını belirtmedi. 

PKK ise Ok’un bazı “ziyaretler” dışında Kamışlı’da bulunduğunu hiçbir zaman kabul etmedi. 

Yine de Ankara’nın tutum değiştirdiğine dair herhangi bir işaret yok. Türkiye şu ana dek başarısız olsa da YPG ve PYD’nin terör örgütü olarak kabul edilmesi için NATO’ya baskı uygulamayı sürdürüyor. Ankara birlik görüşmelerinden hoşnut olmadığını da devlet yönetimindeki Anadolu Ajansı’nın mayısta yayınladığı bir haber üzerinden ortaya koydu. Haberde görüşmeler “kuzey Suriye’deki terörist örgüt” için “uluslararası arenada temsil alanı açma” çabası olarak tanımlandı. 

Türk yöneticiler bu haberden sonra görüşmelere dair kamuoyuna herhangi bir resmi açıklama yapmadı. Trump’ın Suriye temsilcisi Jim Jeffrey’nin şubattaki son Ankara ziyaretinde konuyu gündeme getirdiği ve Türk tarafından itiraz gelmediği bildiriliyor. 

Türkiye açısından görüşmelerin yararı, bu girişimin PKK’yı ne kadar zayıflatıp böleceği ile ölçülüyor. Böyle bir sonuç pek muhtemel görünmese de Jeffrey Ankara’yı bu şekilde ikna etmiş olabilir. Öte yandan Türkiye Kobane’nin zayıflatılması için de can atıyor. SDG komutanının Trump’la yaptığı telefon görüşmesiyle taçlanan diplomasi alanındaki hızlı yükselişi, PKK’nın meşruiyet kazanması olarak görülüyor ve derinleşen bir kaygıyla izleniyor. Ankara Kobane’nin başına ödül koymuş durumda.

Tüm bunlara rağmen Ankara’nın hesapları her zaman değişebilir, özellikle de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan zayıflayan ekonomiyle sarsılan halk desteğini ancak Kürtlerle yeniden diyalog kurarak toparlayabileceğine kanaat getirirse. Fakat tersi de mümkün. Görüşmelerin Türkiye-ABD ilişkilerini iyice sıkıntıya sokması durumunda Jeffrey de hesap değiştirebilir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Türkiye, Kürtleri kardeş savaşına itiyor
Fehim Taştekin | | Kas 2, 2020
Suriyeli gruplara yönelik saldırılar Moskova’nın Ankara’ya mesajı mı?
Anton Mardasov | Suriye çatışması | Eki 30, 2020
İdlib: Daha büyük bir savaş için küçük bir çekilme
Fehim Taştekin | | Eki 22, 2020
Rusya Suriyeli Kürtleri Karabağ’da savaştırır mı?
Kirill Semenov | Kürtler ve Kürdistan | Eki 14, 2020
Suriye’deki Kürt meselesi: Rusya’nın çift kulvarlı yaklaşımı
Anton Mardasov | Kürtler ve Kürdistan | Eki 9, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Suriye'nin Nabzı

al-monitor
İdlib yeni bir savaşın eşiğinde mi?
Sultan al-Kanj | Suriye çatışması | Kas 17, 2020
al-monitor
Suriyeli savaşçılar niçin Dağlık Karabağ savaşına katılıyor?
Sultan al-Kanj | | Eki 7, 2020
al-monitor
Suriyeli Kürtler yeni bir tehlikeyle karşı karşıya: Petrol kirliliği
Dan Wilkofsky | Petrol ve gaz | Haz 30, 2020
al-monitor
Barış Pınarı Harekâtı’nın ardından sefalet ve propaganda savaşı devam ediyor
Amberin Zaman | türk-kürt çatışması | May 29, 2020