Erdoğan’ın hayallerine gölge düşüren ateşkes

Ankara, Libya’daki ateşkese mecburen rıza gösteriyor. Ateşkes Petrol Hilali’ne kavuşma umudunun tükendiğini teyit ediyor. Yine de Libya’dan vazgeçilmeyeceğini gösteren hareketlilik sürdürüyor.

al-monitor .
Fehim Taştekin

Fehim Taştekin

@fehimtastekin

İşlenmiş konular

khalifa hifter, proxy wars, libyan civil war, cease-fire, turkish intervention, turkish influence in libya, turkish involvement in libya

Ağu 26, 2020

Libya, körlerin fil tarifini andırırcasına tarafların çakışan ve çatışan koşullar öne sürdüğü yeni bir ateşkesi tartışıyor. Türkiye’nin Trablus’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nden yana askeri müdahalesi, buna karşı Libya Ulusal Ordusu’nu destekleyen Mısır ve Rusya’nın ‘Petrol Hilali’ne açılan Sirte ve Cufra’yı kırmızı çizgiye dönüştürmesiyle oluşan yeni denge müzakere masasını dayatıyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın Berlin Konferansı’yla çizilen yol haritasına dönülmesi için ağırlığını koyması ve ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland'ı devreye sokmasının ardından 21 Ağustos’ta önce Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Fayiz El Serrac, ardı sıra Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ateşkes çağrısında bulundu. 

Serrac etkili bir ateşkese ulaşmak için Sirte ve Cufra’nın silahsızlandırılıp güvenliğin ortak polis gücüne bırakılması gerektiğini söyledi. Nihai hedefin egemenliğin tam tesisi ve yabancı güçler ile paralı askerlerin çıkarılması olduğunu vurguladı. Ayrıca petrol sevkiyatının yeniden başlaması, gelirlerin Libyan Foreign Bank’taki Ulusal Petrol Kurumu’nun hesabında tutulması, paranın Berlin mutabakatına göre bir çözüm bulununcaya kadar harcanmamasını önerdi. Bir diğer öneri Mart 2021’de başkanlık ve parlamento seçimlerinin düzenlenmesiydi. 

Salih ise ateşkesin yanı sıra Sirte'nin yeni kurulacak Başkanlık Konseyi'ne geçici olarak ev sahipliği yapması, kentin güvenliğinin farklı bölgelerden polis güçlerine bırakılması, petrol gelirlerinin Libyan Foreign Bank’ta tutulması, BM, Amerikan yönetimi ve barışı destekleyen diğer ülkelerin gözetiminde Berlin Konferansı ve Kahire Deklarasyonu’na göre sağlanacak çözüme kadar bu paranın harcanmaması şartlarını koştu. Salih ateşkesin yabancı askeri müdahalelerin yolunu keseceğini ve tam ulusal egemenliğin tesisi için paralı askerlerin sınır dışı edilip milislerin dağıtılmasıyla sonuca ulaşacağını kaydetti. 

Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Fransa ve İtalya gibi krize taraf sayılabilecek ülkelerin destek verdiği ateşkes karşısında Türkiye biraz sessiz kaldı. Bu tepkisizlik Serrac’ın Türkiye’den bağımsız hareket ettiği anlamına gelmiyor. Çağrıdan üç gün önce Türkiye ve Katar savunma bakanları Trablus’taydı. Yine öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya lideri Vladimir Putin’le, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da mevkidaşı Sergey Lavrov ile görüşmüştü. Bu trafik ateşkesin habercisiydi. Nitekim Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin İçişleri Bakanı Fethi Başağa da "ABD, Türkiye ve Mısır'ın desteği olmasaydı ateşkes olmazdı" dedi. 

Çağrının dördüncü gününde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın "Prensipte Sirte ve Cufra'nın askerden arındırılmasına karşı değiliz” derken Ankara’nın tercihlerini de yineledi: "Kuvvetler Sirte ve Cufra'dan çekilmeli ve Bingazi ve Tobruk'a taşınmalıdır. Sirte ve Cufra merkezi hükümetin kontrolünde olmalı. Petrol geliri Merkez Bankası’nda toplanmalı." Burada Merkez Bankası vurgusu da önemli. Banka Trablus’ta Müslüman Kardeşler’e yakın bir ekibin kontrolünde, Ankara da bunlar üzerinde etkili. 

Her hâlükârda rıza gösterilmiş bir ateşkes çağrısı var. Bu da Türkiye’nin hedeflerine askeri yoldan ulaşamayacağını kabullendiğini gösteriyor. 6 Haziran’da Kahire’de Mısır lideri Abdülfettah El Sisi’nin yanına Libya Ulusal Ordusu Komutanı Halife Hefter ve Salih’i alarak yaptığı ateşkes çağrısına Ankara burun kıvırmıştı. Türkiye’nin şartı Hefter güçlerinin Cufra ve Sirte’den çekilmesiydi. 

Başlangıçta Türkiye, Petrol Hilali’ne ulaşarak stratejik dengeyi tamamen değiştirmek ve Hefter’i denklemden düşürmek istiyordu. Bu olmayınca Ankara, Almanlar ve Amerikalıların geliştirdiği Sirte ve Cufra’nın silahsızlandırılması önerisine boyun eğdi. Hefter’in geri plana itildiği bir süreçte doğu güçlerinin siyasi kanadını temsilen Salih’le masaya oturmak itibarlı bir çıkış hâline geldi. Trablus’ta İslamcıların kontrolündeki Yüksek Devlet Konseyi de bu beklentiye denk düşen bir tavırla “Hefter’le diyalogu reddediyoruz” diye konuştu. 

Trablus’ta da ateşkesten memnun olmayan taraflar çıkıyor. Mesela bir dönem Türkiye’de yaşayan Salah Badi’nin liderliğindeki Sumud Güçleri “Serraj savaşa liderlik edemeyecek kadar zayıf bir adam. Mısratalı birlikler ateşkesle ilgilenmiyor ve Sirte’deki operasyonlara devam edecek” açıklamasıyla ateşkesi reddetti

Savaşan güçlerin paydaş olmadığı bir ateşkes ve müzakere sürecinin başarı şansı düşük. Kuşkusuz Hefter kritik Vatiyye üssü dâhil 430 kilometrelik bir alandan çekilince destekçileri nezdinde tartışmalı hale geldi. Ortakları kendilerini açığa düşüren Hefter’i dengeleyecek önlemlere yöneldi. Rusya Salih’i diyalog kanalı olarak öne çıkarırken Mısır aşiretlere el attı. 

Geçmişte Paris, Palermo, Moskova ve Berlin toplantılarından gelen çağrılara kulak tıkayan ama 6 Haziran’da Sisi’nin önerisine ortak olan Hefter artık zafer vadetmiyor. Yine de bir ateşkesin kaderini tayin edecek pozisyonda. Şimdi müttefiklerinin desteklediği bir ateşkesi doğrudan reddetmek yerine karşı tarafın savaş hazırlığına dikkat çekiyor. Hefter’in sözcüsü Ahmed El Mismari, Salih’in açıklamasına değinmeyip Serrac’ın çağrısını kamuoyunu yanıltmaya ve “yabancı güce” manevra alanı açmaya dönük bir hile olarak niteledi. “Serrac’ın girişimi başka bir başkentte yazıldı” dedi. Hatta Türk askeri yetkililerinin Mısrata Hava Kuvvetleri Akademisi’nde toplantı yapıp Sirte operasyonuna karar verdiğini, Mısrata’daki güçlerin El Hişa’ya, Trablus ve Vatiyye’deki güçlerin Gıryan ve El Asaba’ya kaydırıldığını, Türk savaş gemilerinin de Sirte’ye yöneldiğini öne sürerek “Bu seferberlik ateşkes için mi?” diye sordu. 

İki aydır zaten büyük çatışma olmadığı için Hefter bağlayıcı sözlerden kaçınabilir. Hefter tarafındaki belirsizlik taktiği Ankara için de geçerli. Saldırı seçeneği gerilese de Türkiye’nin Sirte ve Cufra’ya yüklenmek için oluşabilecek fırsatları kaçırmayacağı söylenebilir. Ayrıca askeri kargo uçaklarının izleri Türkiye’nin Vatiyye Hava Üssü’ne yerleşme, Mısrata’da bir deniz ve bir kara üssü edinme planlarından vazgeçmeyeceğini gösteriyor. Ankara müzakere süreci başlayana kadar askeri varlığını iyice perçinleyip pazarlık masasında göz ardı edilemeyecek bir ağırlık kazanmayı umuyor. Ateşkes çağrısındaki şarta rağmen Türkiye’nin çekileceği ya da milis kullanımına son vereceğine dair bir emare de yok. Hatta Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) bakılırsa ateşkes çağrısından sonra Halep ve İdlib’den toplanan 120 kişilik yeni bir grup Libya’ya gönderilmek üzere Türkiye’de eğitim kampına alındı. 

Kuşkusuz tarafları ateşkese zorlayan bu koşullar, Türk hükümetinin büyük iddialarla önüne koyduğu hedeflerin erişilebilirliğine gölge düşürüyor. Ankara’nın Libya’yla bağlantılı hâle getirdiği Doğu Akdeniz siyaseti, Trablus kanadının mutlak bir zafere ulaştırılmasını gerektiriyor. 27 Kasım 2019'da Serrac ile imzalanan deniz yetki alanlarını belirleyen anlaşma Tobruk’taki Temsilciler Meclisi’nden geçmediği sürece hukuki bir değer taşımıyor. Üstelik anlaşmada kullanılan harita, Hefter’in kontrolündeki doğu sahillerini esas alıyor. Müzakere masasına oturacak Doğu kanadı ne bu anlaşmayı ne de Türkiye’ye üs tahsis edilmesini kabul ediyor. Ateşkes çağrısında nihai hedeflerden birisi yabancı güçlerin çekilmesi. Bu çağrı Rusya’yı da ilgilendiriyor ama asıl muhatabı kendi askeri, istihbari ve teknik ekiplerinin yanı sıra Suriye’den binlerce milis taşıyan Türkiye. Son iki ayda Sirte, Cufra ve El Hadim’de Rus varlığını artırarak Türkiye’nin işini zorlaştıran Moskova da ateşkesle ilgili resmi bir tutum ortaya koymadı. Ancak Rusya her zaman kendine bir manevra alanı bırakıyor.

Ateşkes ilanında sahadaki tıkanıklığı aşacak yeni bir askeri hamle geliştirilememesi, petrol gelirlerindeki düşüş, halktan gelen tepkiler, her iki tarafta yönetim kademelerinde başlayan bölünmeler ve COVID-19 vakalarındaki artış etkili oldu. 

17 Ocak’ta vanaların kapatılması günlük petrol üretimini 1.2 milyon varilden 100 bin varile düşürdü. Gelir kaybı 8 milyar doları buldu. Her iki tarafta da ekonomi kötüleşti. Körfez medyası abartarak verse de Serrac yönetimine karşı başlayan gösteriler durumun sürdürülemezliğine işaret ediyor. Serrac hükümetini sarsacak iç dinamiklerin tetiklenmesi Türkiye’nin planları için bir diğer kötü haber.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
İdlib: Daha büyük bir savaş için küçük bir çekilme
Fehim Taştekin | | Eki 22, 2020
al-monitor
Saray yasaklıyor, rakı direniyor
Mustafa Sönmez | | Eki 19, 2020
al-monitor
Sahaya inen Türkiye neden masada olamıyor?
Fehim Taştekin | | Eki 15, 2020
al-monitor
Maraş hamlesi ne anlama geliyor?
Fehim Taştekin | | Eki 9, 2020